HABERMAX. Siyaset bilimci Sabri Şenel’in son analizinde Suriye Türkmenleri, bölgedeki siyasi ve insani dinamiklerin merkezine yerleştirilerek detaylı bir şekilde ele alınıyor. Şenel, Türkmenlerin tarih boyunca hem kültürel zenginliklerin taşıyıcısı olduğunu hem de sistematik asimilasyon politikalarının kurbanı haline geldiğini vurguluyor. Ona göre, Türkmenlerin haklarının korunması sadece insani bir görev değil, aynı zamanda bölgesel barış ve istikrarın sağlanması için bir gerekliliktir.
Suriye Türkmenleri, bu topraklarda yüzyıllardır varlık gösteren, köklü bir Türk halkıdır. Halep, Humus, Hama, Lazkiye, Rakka ve İdlib gibi bölgelerde yoğunlaşan Türkmenlerin sayısının yaklaşık 3 milyon olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu topluluk, tarih boyunca özellikle Baas rejimi tarafından kimliklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılmış ve siyasi baskılarla etkisiz hale getirilmek istenmiştir.
Türkmenler, rejimin Araplaştırma politikalarıyla kimliklerini savunmaya çalışırken, Kürtlere yönelik pozitif ayrımcılığın gölgesinde daha da dışlanmıştır. Bu durum, Türkmenlerin sadece kimlik mücadelesi değil, aynı zamanda yaşam alanlarını koruma savaşı verdiği bir tablo yaratmıştır.
Sabri Şenel, Türkmenlerin mağduriyetinin Sykes-Picot Anlaşması ile başladığını belirtiyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından çizilen yapay sınırlar, Türkmenlerin büyük bir kısmını Türkiye dışında bıraktı. Bu süreçte, Türkmenler yalnızca topraklarından koparılmadı; aynı zamanda kültürel ve siyasi varlıkları da hedef alındı.
Baas rejimi, Türkmenlerin varlığını ortadan kaldırmak amacıyla asimilasyon politikalarını hızlandırdı. Eğitimden kamu hizmetlerine kadar birçok alanda Türkmen kimliği reddedildi ve Türkmenlerin siyasi temsil hakları sistematik olarak engellendi.
Türkmenlerin yaşadığı bölgeler, sadece nüfus yoğunluğu açısından değil, stratejik ve ekonomik açıdan da büyük öneme sahiptir. Bu topraklardaki doğal kaynaklar, uluslararası aktörlerin dikkatini çekerken, ABD ve Batı ülkeleri bölgede etnik ayrışmayı körükleyerek kendi çıkarlarını öncelemiştir.
ABD’nin desteklediği Kürt oluşumları, Türkmenlerin siyasi ve demografik olarak daha da marjinalize edilmesine yol açmıştır. Bu durum, Türkmenlerin hem topraklarını koruma hem de kimliklerini savunma çabalarını daha da zorlaştırmaktadır.
Sabri Şenel, Türkmenlerin haklarını koruyacak bir “Türkmeneli Türk Özerk Bölgesi” modelinin, bölgedeki barış ve istikrar için önemli bir adım olabileceğini savunuyor. Türkmenlerin Araplardan sonra Suriye’nin en büyük etnik grubu olduğuna dikkat çeken Şenel, bu topluluğun siyasi ve kültürel haklarının tanınmasının yalnızca Türkmenler için değil, tüm bölge için bir kazanım olacağını belirtiyor.
Bu tür bir özerk yönetim modeli, sadece Türkmenlerin varlığını güçlendirmekle kalmayacak; aynı zamanda diğer etnik gruplar için de bir uzlaşma ve eşitlik platformu oluşturabilecektir.
Türkiye, Suriye Türkmenleriyle tarihi, kültürel ve coğrafi bağları nedeniyle bu meselede önemli bir role sahiptir. Ancak Türkiye’nin Türkmenlere destek sağlarken Suriye’nin toprak bütünlüğünü gözetmesi gerektiği de vurgulanmaktadır.
Sabri Şenel, Atatürk’ün milli mücadele dönemindeki “eşit yurttaşlık ve üniter devlet” anlayışının, Suriye Türkmenlerinin haklarının korunmasında ve bölgesel barışın sağlanmasında bir model oluşturabileceğini ifade ediyor.
Sabri Şenel’in analizinde bir diğer önemli vurgu, emperyalist güçlerin bölgedeki etnik ve mezhepsel farklılıkları birer çatışma aracı olarak kullanmasıdır. Irak’ın üçe bölünmesi, Libya’nın kaosa sürüklenmesi ve Suriye’deki iç savaş, bu planların sonuçlarıdır. Şenel, Suriye’nin bölünmesinin İran ve Türkiye gibi diğer bölge ülkelerine de tehdit oluşturduğunu belirtiyor.
Bu nedenle, bölge ülkelerinin emperyalist müdahalelere karşı dayanışma göstermesi gerektiği ifade ediliyor. Türkmenlerin haklarının tanınması, bu dayanışmayı güçlendirecek bir adım olabilir.
Sabri Şenel’e göre, Suriye Türkmenlerinin haklarının tanınması ve korunması, sadece bir insan hakları meselesi değil, aynı zamanda bölgesel barış ve istikrarın sağlanması için de kritik önemdedir. Türkmenlerin siyasi temsiliyeti ve kimliklerinin korunması, bölgenin geleceği için bir umut ışığıdır.
Bunun gerçekleşmesi için uluslararası toplumun ve bölgesel aktörlerin adil ve sorumlu bir politika izlemesi gerektiği belirtiliyor. Türkmeneli Türk Özerk Bölgesi gibi çözümler, bölgedeki diğer etnik gruplar için de barışçıl bir arada yaşam modeli sunabilir. Bu, yalnızca Suriye için değil, tüm bölge için bir birlik ve dayanışma örneği olacaktır.