HABERMAX Türk dünyasının gönül coğrafyası olan Türkistan, Sabri Şenel’in kalemiyle yeniden hayat buluyor. Özbekistan ve Kazakistan ziyaretleri sonrası kaleme aldığı “Türkistan Seyahati” yazısında Şenel, gençlik yıllarının rüyası olan bağımsız Türk ellerine kavuşmanın derin manevi huzurunu, Soğuk Savaş dönemindeki zorlu mücadeleleri ve Türk dünyasının geleceğine dair stratejik birleşme çağrısını anlatıyor.
Gençlik yıllarında “esir Türk elleri” için şiirler yazılan, ağıtlar yakılan o karanlık günlerden, bağımsız Türk cumhuriyetlerinin yükseldiği bugüne uzanan süreci anlatan Şenel, o dönem yaşadıkları duygu yoğunluğunu şu sözlerle özetliyor:
Karşılıksız Sevda: “Türkistan’ın özgür olması için karşılıksız sevdaya tutulmuştuk. Bizden kaçırılan Türkler, Müslümanlar yok kabul edilirdi”.
Kutsal Mücadele: “Türk milliyetçileri, inandığı gerçekleri haykırmaya devam ediyordu. Tarih ve zaman bizi haklı çıkardı”.
Şenel, yazısında Soğuk Savaş yıllarındaki iki yüzlü siyasete ve Türk dünyasının kaderinin emperyalist güçler tarafından belirlenmeye çalışıldığı Yalta Konferansı’na da dikkat çekiyor. 1945 yılında dünyanın paylaşılmasına karşı Türkiye’deki Türk milliyetçilerinin gösterdiği onurlu duruşu vurgulayan Şenel; İsa Yusuf Alptekin ve Mustafa Cemiloğlu gibi kahramanları minnetle anarak, “Ne Amerika ne Rusya ne Çin; her şey Türke göre, Türk için” şiarıyla her türlü emperyalizme karşı başkaldırdıklarını belirtiyor.
Seyahat izlenimlerini stratejik bir vizyonla birleştiren Sabri Şenel, Türk dünyası için “zamanı iyi değerlendirme” ve “fırsatları kaçırmama” çağrısında bulunuyor. Gelecek kuşaklara bırakılacak en büyük mirasın, Türk milletinin “tek millet olma bilinci” olduğunu belirten Şenel, İsmail Gaspıralı’nın o meşhur düsturunu hatırlatıyor:
Birlik Vurgusu: “Tarihin özeti şudur: Ayrışarak, vuruşarak kaybettik; birleşerek var olmak zorundayız. Bu birleşme önce gönüllerde, sonra dilde, işte, fikirde birlik ile hayata geçmelidir”.
Sabri Şenel’in bu duygu yüklü yazısı, sadece bir gezi notu değil; aynı zamanda Türk dünyasının birleşme ülküsüne adanmış, dünü unutmayan, bugünü anlamlandıran ve yarını inşa etmeyi hedefleyen bir “gönül seferberliği” manifestosu niteliği taşıyor.