
Bu tablo, CHP açısından sıradan bir muhalefet mücadelesi değil; aynı zamanda psikolojik bir savaş.
Günümüz siyasetinde meydanlar kadar dijital platformlar da belirleyici. CHP’li belediye başkanları ve milletvekilleri hakkında eş zamanlı yürütülen paylaşımlar, etiket kampanyaları ve iddialar, organize bir algı yönetimi izlenimi veriyor.
Bir iddia ortaya atılıyor, ardından doğruluğu tartışılmadan büyütülüyor. Günlerce gündemde tutuluyor. Sonra yeni bir başlık… Yeni bir kriz… Yeni bir “skandal” söylemi…
Amaç net: CHP’yi sürekli savunmada tutmak.
Kurultay sürecine ilişkin “mutlak butlan” iddiasının yeniden gündeme getirilmesi tesadüf değil. Bu kavram hukuki bir terim olabilir; ancak siyasette kullanılış biçimi tamamen stratejik.
Kurultayın meşruiyetini tartışmaya açmak demek, mevcut yönetimin otoritesini tartışmaya açmak demektir. Bu söylem ne zaman parti toparlanma sinyali verse yeniden dolaşıma sokuluyor.
Soru şu: Gerçekten hukuki bir kaygı mı var, yoksa siyasi bir zemin mi hazırlanıyor?
Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden aktif siyasete döneceği ve bazı isimler hakkında tasarrufta bulunacağı yönündeki iddialar kulislerde yüksek sesle konuşuluyor. Özellikle ve ekibine yönelik senaryoların dillendirilmesi, parti tabanında belirsizlik yaratmayı hedefliyor.
Ancak şu unutulmamalı: CHP’de değişim süreci sandıkla gerçekleşti. Kurultay delegeleri iradesini ortaya koydu. Bu iradeyi sürekli tartışmaya açmak, parti içi demokratik işleyişe zarar verir.
Genel Başkan , göreve geldiği günden bu yana hem parti içi dengeyi sağlamak hem de dış baskılara karşı güçlü bir muhalefet hattı kurmak zorunda.
Bir tarafta eski kadroların etkisi, diğer tarafta değişim beklentisi…
Bir tarafta iktidarın sert muhalefet dili, diğer tarafta sosyal medya linçleri…
Bu denklemde liderliğin en önemli unsuru soğukkanlılık ve stratejik akıl olacak. Özel’in en büyük avantajı ise tabandaki değişim talebini arkasına almış olması.
CHP’nin kaderini belirleyecek olan şey sosyal medya tartışmaları değil, sahadaki performansı olacak. Belediyelerde üretilen hizmet, ekonomik krize karşı geliştirilen somut politikalar ve halkla kurulan doğrudan temas belirleyici olacak.
Algı operasyonları bir yere kadar etkilidir. Ancak seçmen uzun vadede cebine, sofrasına ve yaşam kalitesine bakar.
Bugün görünen tablo, CHP’nin çok yönlü bir baskıyla karşı karşıya olduğu yönünde. Ancak siyaset maraton gibidir; kısa vadeli dalgalar uzun vadeli sonuçları belirlemez.
CHP bu süreci birlik içinde ve net bir siyasi vizyonla yönetebilirse, tartışmalar ters tepebilir. Aksi halde iç gerilimler dış müdahalelerden daha yıpratıcı olur.
Önümüzdeki dönem sadece bir parti içi mücadele değil, Türkiye’de muhalefetin yeniden konumlanma süreci olacak.
Ve bu süreçte en önemli soru şu olacak:
CHP savunmada mı kalacak, yoksa oyunu yeniden kuran taraf mı olacak?
Durmuş Acar
Habermax Köşe Yazarı