
Türkiye’yi yasa boğan Kahramanmaraş’taki okul baskını sonrası BTP Genel Merkezi’nde kameralar karşısına geçen Lütfullah Önder, olayın “münferit” olmadığını, rakamların bir toplumsal çöküşü işaret ettiğini söyledi. Önder, devletin asıl koruması gereken evlatların okulda sahipsiz bırakıldığını vurguladı.
Okulların fiziksel şartlarına ve güvenlik zafiyetine dikkat çeken Önder, tasarrufun yanlış yerden yapıldığını belirtti: “Ülkeyi yönetenler kendilerini korumak için yüzlerce koruma ile geziyor. Bu konvoylar biraz kısaltılsa, buradan ayrılacak bütçeyle okullarımız güvenli hâle getirilebilir. Okullarda tuvalette sabun yok, temizlikçi yok, güvenlik yok. Okul müdürü para toplasa suç, toplamazsa çocuk pislik içinde. Bu kabul edilemez!”
Türkiye’deki eğitim sisteminin sadece sınav odaklı ve başarısız bir “öğretimden” ibaret olduğunu savunan Önder, iktidarın ‘dindar nesil’ söylemine de yanıt verdi: “İnanç bir duygudur ve sadece anlatılarak kazandırılamaz. Adalet, merhamet ve inanç yaşayarak öğrenilir. Çocuk toplumda merhameti, devlette adaleti görmüyor ki hissetsin. Bu ülkede eğitim unutulalı yıllar oldu.”
BTP Sözcüsü Önder açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu olayı sadece münferit bir olay, bir çocuğun ya da bir ailenin eksikliği olarak görmek mümkün değil. Bu olay ilk değil münferit bir olay değil. Çünkü rakamlar bunu açıkça ortaya koyuyor. Yılda ortalama 600 bin civarında, mağduru ve faili çocuk olan olay karakollara intikal ediyor. Dolayısıyla yüz binlerce olay yaşanıyorsa, bu ülkede çocukların mağdur ya da fail olduğu durumlar münferit değildir. Demek ki siyaset, devlet ve toplum bir şeyleri yanlış yapıyor ki böyle bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz.
“Ülkeyi yönetenler kendilerini korumak için onlarca koruma ile geziyor”
Münferit olarak olaya bakacak olan yargıdır. Burada annenin ya da babanın bir ihmali varsa, elbette soruşturulacaktır. Ceza yasalarımız bu yaptırımları uygulamak için uygundur. Gerekli yaptırımlar, cezai müeyyideler uygulanacaktır. Ancak devletin, siyasetin ve toplumun alması gereken tedbirler vardır. Bu tedbirler alınmadığı sürece bu tür olaylar azalmıyor, artıyor. Okulun güvenli olmaması ne demek? Çocuklarımızı okula gönderirken “Acaba başına bir şey gelecek mi?” diye endişe içinde beklemek zorunda kalıyoruz. Böyle bir tablo düşünülebilir mi? Okullarda güvenlik görevlisi bulundurulamaması kabul edilebilir mi? Bu durum devletin ekonomik imkânsızlığıyla açıklanabilir mi? Ülkeyi yönetenler kendilerini korumak için onlarca, yüzlerce koruma ile geziyor; uzun araç konvoyları oluşturuyor. Bu konvoylar biraz kısaltılsa, buradan ayrılacak bütçeyle okullara güvenlik görevlisi konulabilir. Okullarımız güvenli hâle getirilebilir.
“Okullarda tuvaletlerde sabun yok, peçete yok”
Okullarda tuvaletlerde sabun yok, peçete yok, temizlik görevlisi yok. Okul müdürleri velilerden para toplayarak temizlik görevlisi istihdam etmeye çalışıyor, temel ihtiyaçları karşılamaya uğraşıyor. Buna rağmen bu çabayı gösterenlere de “Para toplayamazsınız.” denilerek tepki gösteriliyor. Peki ne yapsınlar? Çocuklar hijyenik bir ortamda bulunmasın mı? Bu çabayı gösterenlere teşekkür etmek gerekir. Ancak bir devletin bu temel ihtiyaçları karşılayamaması kabul edilemez. Burada ciddi bir bakış açısı sorunu vardır.
“Bu ülkede eğitim unutulalı yıllar oldu”
Eğitim ve öğretim diyoruz ama bu ülkede eğitim unutulalı yıllar oldu. “Milli Eğitim” ifadesi sadece isimde kaldı. Gerçekte sadece öğretim yapılıyor. Keşke o öğretim de yeterli düzeyde yapılabilse. On iki yıllık zorunlu eğitim sonunda öğrencilerin üniversite kazanması hedefleniyor. Ancak sınavlarda sıfır çeken, üniversiteye yerleşemeyen çok sayıda öğrenci var. Yani öğretim de istenilen düzeyde başarılamıyor.
İktidara ‘dindar nesil’ cevabı
Eğitim çocuğun duygusuna dokunmak, iyi insan, ahlaklı insan, adaletli ve merhametli bireyler yetiştirmek demektir. Ancak bu yönde ciddi bir çalışma görülmemektedir. Bu konu açıldığında “dindar nesil yetiştirme” söylemleri gündeme geliyor. Ancak inanç bir duygudur ve bu duygu sadece anlatılarak kazandırılamaz. Adalet, merhamet ve inanç gibi değerler tanımlarla değil, yaşayarak öğrenilir. Çocuklar toplumda merhameti görmeli, devlet mekanizmasında adaleti hissetmeli, insanların inançlarını gerçekten yaşadığını gözlemlemelidir. Bu değerler sadece sözde kaldığında, gençlerin bu duyguları kazanması mümkün olmaz. Bu nedenle gençlerin gerçek anlamda eğitilebilmesi için, bu değerlerin toplumda yaşanır hâle getirilmesi gerekmektedir.”