HABERMAX. Kök hücreler, vücudun doğal onarım mekanizmalarını destekleyerek tıbbi ve estetik uygulamalarda önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Ancak son dönemde estetik alanında giderek daha sık gündeme gelen “sünnet derisinden elde edilen hücre tedavileri”, bilim dünyasında etkinlik ve güvenlik açısından ciddi tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Estetik merkezlerinde zaman zaman rutin bir cilt bakımı gibi sunulan bu uygulamaların, aslında yasal ve biyolojik açıdan oldukça karmaşık olduğuna dikkat çekiliyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ahmet Karacalar, sünnet derisinden elde edilen hücrelerin standart bir tedavi yöntemi olarak sunulmasının mümkün olmadığını vurguluyor.
Söz konusu hücre tedavilerinin allojenik, yani kişiye ait olmayan hücrelerle gerçekleştirildiğine dikkat çeken Karacalar, bu tür uygulamaların yalnızca klinik araştırma kapsamında yapılabileceğini belirtiyor. Buna göre etik kurul onayı ve Sağlık Bakanlığı’nın özel izni olmadan yapılan işlemler, mevzuata aykırılık riski taşıyor.
Hücrelerin yenidoğan bir bebekten alınmış olması, bağışıklık sistemi açısından riski ortadan kaldırmıyor. Genetik olarak alıcıya ait olmayan bu hücrelerin, vücut tarafından “yabancı” olarak algılanma ihtimali bulunuyor. Bilimsel veriler, allojenik uygulamalarda bağışıklık reaksiyonları ve enflamasyon (yangı) riskinin teorik olarak her zaman var olduğuna işaret ediyor.
Uzmanlar, sünnet derisi fibroblastları ya da hücre kokteyllerinin doku özütlerine benzese de, yöntemin uzun vadeli güvenliği ve etkinliği konusunda yeterli bilimsel kanıt bulunmadığını ifade ediyor. Bu durum, risk-fayda dengesinin sağlıklı biçimde kurulmasını zorlaştırıyor.
Bilim dünyasında genel kabul gören yaklaşım ise en güvenli hücre kaynağının kişinin kendi dokusu olduğu yönünde. Kişinin yağ dokusundan elde edilen Stromal Vasküler Fraksiyon (SVF) yöntemi, biyolojik uyumluluk açısından “altın standart” olarak değerlendiriliyor. SVF, yalnızca kök hücreleri değil, doku yenilenmesini destekleyen farklı onarıcı hücreleri de içeriyor.
Kök hücre çalışmalarında verici alanlara ilişkin kabuller de değişiyor. Uzun yıllar karın bölgesi en zengin kaynak olarak kabul edilirken, güncel araştırmalar basen bölgesinin kök hücre yoğunluğu açısından daha zengin ve verimli olduğunu ortaya koyuyor.
Uzmanlar, estetik ve tıbbi uygulamalarda bilimsel kanıta dayalı, yasal çerçeveye uygun ve kişiye ait hücrelerin kullanıldığı yöntemlerin tercih edilmesi gerektiği konusunda uyarıyor.