HABERMAX.Daha kötüsü olmaz; dediğimiz her şey oluyor. İşbirliği, diyalog, barış, adalet gibi kavramlar yerini savaşı ve şiddeti önceleyen politikalara bırakıyor. İdealist olmak neredeyse; aptallığa; tekabül ediyor!
Savaş, şiddet, ırkçılık kendilerine meşru zeminler bularak olağanlaşıyor. Demokrasi açısından önemli deneylere sahip Avrupa Birliği, siyasal İslam ve HAMAS gibi konularda haklı eleştiriler yapsa da İsrail’in saldırganlığına, savaş suçuna karşı çıkmak bir yana itiraz bile edemiyor.
Yargıtay’ın AYM kararını tanımaması da, AYM Başkanı için Kandil adresi
gösterilmesi de iktidar cenahında sanki çok normal bir şeymiş gibi konuşuluyor.
Sayıştay’ın Trabzon, Erzurum, Kocaeli gibi AKP belediyelerindeki usulsüzlüklerle ilgili
yayınladığı rapor ya da HEDEP’in kayyum atanan Diyarbakır’ın Bağlar ve Kayapınar
belediyelerindeki rüşvet ve yolsuzluk iddiaları iktidar medyasında yer bulamazken,
Tunç Soyer’e ardı ardına gelen soruşturma hamlelerinin yandaş medyada ses
getirmesi, yalnızca sistemin çifte standartını değil aynı zamanda sistemin
çürümüşlüğünü gösteriyor olsa da “olağanlaşma” duvarını aşıp, toplumsal tepkiye
dönüşmüyor. “Devlet büyüklerine hakaret edildi” diyerek aslında “gaflet, delalet ve
hıyanet içinde olan” son padişah Vahdettin’e sahip çıkılmasının asıl olarak
Cumhuriyet’le ve Atatürk’le hesaplaşma olduğu bilinse de toplumun tamamında
olmasa bile son seçimde değişime oy veren yüzde 48,5’da da infiale dönüşmüyor!
Can Atalay’la ilgili hak gaspına mecliste ve meclis dışında alınan tavır ve “Adalet
Nöbetleri” sıradanlaşarak, “rutin görev” kapsamına girerek gürültüler arasında
kayboluyor…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın “iyi halden
serbest bırakılmasını” protesto etmek için vurulduğu yere yani AGOS Gazetesi önüne
gitmesi toplumsal vicdanın hareket geçmesini sağlayamıyor ama içinde muhalefetin
bir bölümünün de olduğu büyük bir ırkçı koro Özgür Özel’in Kürt opera sanatçısı
Pervin Chakar’ın elini sanata ve sanatçıya duyduğu saygıdan dolayı öpmesi büyük
gürültü koparabiliyor…
Bütün bunları çok daha uzatabiliriz ama sonuç değişmez…
Çok değil daha 3 hafta önce Cumhuriyetin 100. Yılında, 29 Ekim 2023’de merkezi ve
ortak bir çağrı olmaksızın Türkiye’nin bütün büyük kentlerinde Cumhuriyet’i kutlamak
ve belki de daha önemlisi tavrını ve tepkisini göstermek, Cumhuriyete sahip çıkan
rengini belli etmek için kendiliğinden sokaklara, meydanlara akan milyonların aynı
tavrı diğer konularda neden göstermediğini sorgulamak gerekiyor…
Barış Pehlivan örneğinde olduğu gibi haksız yargılamalarda dayanışmanın, Ogün
Samast’ın salıverilmesine karşı yapılan protesto eylemlerine ya da Can Atalay için
yapılan Adalet Nöbetlerine neden yalnızca birkaç yüz kişinin katıldığını sorgulamak gerekiyor…
Seçim yenilgisinin sonuçları henüz hazmedilmiş ve aşılmamışken ve de yerel
seçimlere yalnızca 4 ay kalmışken bu tablo karşısında muhalefetin işi gerçekten zor
ama imkansız değil! Çünkü daha 6 ay önce kendisine oy vermiş 25 milyon 500 binlik
bir seçmen kitlesi bir yere gitmiş değil, harekete geçirilmeyi bekliyor! Bunun için de
“rutin muhalefetti” toplumsal muhalefete dönüştürmeli, siyaseti toplumsallaştırmalı!
CHP’deki değişim geniş kesimlerde kabul görmüş, benimsenmiş olsa da henüz ciddi
bir heyecan dalgasına dönüşmüş değil ama İYİ Parti de de, diğer partilerde de, ki
buna sol-sosyalist partileri de dahil etmek gerekiyor, gelişmeler gösteriyor ki, en
azından lider değişimi herkesi kapsayacak. Bu süreç ne kadar uzarsa toplumsal
muhalefet açısından da bir o kadar tehlikeli olacak, Çünkü, siyaset yeni şeyler
üretmediği zaman İYİ Parti örneğinde gördüğümüz gibi kendi içine döner ve büyük
tahribat yaratır ya da 2017 referandumunda kabul edilen ucube sistemin kendisinin
ürettiği yüzde 50+1 seçim barajının indirilip indirilmeyeceğini tartışır!
İstanbul, 22 Kasım 2023
Necdet Saraç