HABERMAX. Konuk yazar Etem Sevik, kaleme aldığı son makalesinde modern dünyanın hızla tükettiği kadim anlatıları masaya yatırdı: “Efsaneler gerçekten bozuldu mu, yoksa biz mi onları bozduk?”

TEKİRDAĞ – Araştırmacı yazar ve gazeteci Etem Sevik, “Konuk Yazar” köşesinde yayınlanan son yazısında, dijital çağın gölgesinde kalan efsanelerin ve sözlü kültürün uğradığı erozyonu çarpıcı bir dille ele aldı. Sevik, bir zamanlar insan ruhuna dokunan hikâyelerin yerini ruhsuz, hızlı tüketilen görsel efektlere bıraktığını vurguluyor.
“Efsane, Anlatıldığı Sürece Canlıdır”
Yazısında efsanelerin zamanla nasıl evrildiğini “Göl Bekçisi” metaforu üzerinden anlatan Sevik, başlangıçta insanın içindeki korkuyla yüzleşmesini temsil eden hikâyelerin, zamanla nasıl birer “hazine avı” senaryosuna dönüştürüldüğüne dikkat çekiyor. Sevik’e göre bozulma tam da burada; bilinmezi süslemeye ve “satılabilir” hale getirmeye başladığımızda başlıyor.
Dijital Çağın “Ruhsuz” Anlatıları
Günümüzde sosyal medya aracılığıyla yayılan hikâyelerin derinlikten yoksun olduğunu belirten Etem Sevik, şu ifadeleri kullanıyor:
> “Bugün sosyal medyada dolaşan ‘efsane’lere bakın: Üç cümlede korkutmaya çalışan, görsel efektlerle desteklenen ama ruhu olmayan anlatılar… Oysa gerçek efsane insanın içine yavaşça sızar. Gürültü yapmaz.”
“Sorun Efsanelerde Değil, Bizim Sabırsızlığımızda”
Değişimin doğanın bir gereği olduğunu ifade eden yazar, asıl sorunun modern insanın her şeyi hızla tüketme isteği olduğunu savunuyor. Derinliği atlayıp sadece yüzeye tutunan bir toplumun, efsanelerin özünü değil sadece kabuklarını dolaştırdığına vurgu yapıyor.
Yeniden Doğuş İçin Bir Umut
Yazısını umut dolu bir çağrıyla noktalayan Sevik, okuyucularını sessizliğe ve doğaya kulak vermeye davet ediyor: “Eğer bir gün yolunuz ıssız bir yere düşerse, rüzgârın sesini dinleyin. Bir suyun kenarında durup yansımanıza bakın. Unutmaya çalıştığınız bir duygu yüzeye çıktığı an, efsane yeniden doğar.”