HABERMAX. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İzmir İl Başkanlığının düzenlediği iftar programında İmamoğlu davasının ekonomik sonuçlarına ilişkin sert eleştirilerde bulundu. Babacan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “İğneyle kazıyorum onlar kürekle atıyorlar” diyerek istifa etmek istediğine dair iddialar sonrası “Görevimizin başındayız” tweeti atmasını değerlendirdi.
“Yaşananların ekonomik bedelini tüm Türkiye ödüyor”
“Değerli arkadaşlar tüm bu yaşananların bu adaletsizliğin, hukuksuzluğun bedelini kimileri özgürlükleriyle ödüyor. Kimileri ellerinden alınan yönetimlerle kimileri ellerinden alınan seçme hakkıyla ödüyor. Fakat bir şey var ki bu yaşananların bedelini ekonomik olarak tüm Türkiye ödüyor. İnanın söylemekten biz yorulduk. Onlar kulak tıkamaktan yorulmadılar. Hukuk olmadan adalet olmaz. Adalet olmadan ekonomi olmaz. Ne kadar hukuk o kadar ekonomi. Ne kadar adalet o kadar ekonomi. Bu kadar basit.”
“Finans piyasalarındaki çalkantıların geniş bedelini yine millet ödeyecek”
“Bakın ekonomi yönetimindeki yeni arkadaşlar iki yıldır uğraşıyorlar, çalışıyorlar değil mi? Olabilecek en sert tedbirleri aldılar. Faizi tuttular yüzde sekiz buçuktan yüzde elliye çıkarttılar. Kurumlar vergisini yüzde yirmiden yüzde otuz üçe çıkarttılar. KDV’yi arttırdılar, ÖTV’yi arttırdılar. Gelir vergisinin üst dilimini arttırdılar. Millete büyük bedeller ödettiler. Fakat biz ne diyorduk bütün o süreçte? Bakın bu iş sadece ekonomik tedbirlerle çözülmez. Yapısal tedbirler lazım. Ama en önemlisi hukuk lazım, adalet lazım diyorduk. E ne oldu? Tam iki yıllık ödenen bedel, iki yıllık ödenen yüksek faiz, iki yıl boyunca emekliden, asgari ücretten istenen fedakârlık, sabır bir kararla çöpe atıldı. Millet bu kadar eziyeti çekti. Bir de bu son gelen finans piyasalarındaki çalkantılarla beraber bunun geniş bedelini yine millet ödeyecek.”
“İktidarın ve etrafındaki menfaat şebekesinin hiçbir zararı yok”
“İktidardakilerin ve onların etrafındaki menfaat şebekesinin hiçbir zararı yok bu işlerden. Onların keyfi yerinde. Kur yükselmişmiş, faiz yükselmiş. Zaten parası varsa faiz ne güzel yükseldi diyor. Döviz varsa bankada hesabı varsa ne güzel yükseldi diyor. Keyfi yerinde. Peki asıl zararı gören kim? Zarar gören borçlu olup faiz ödeyenler. Borcu olan çiftçimiz, borcu olan esnafımız, borcu olan vatandaşımız asgari ücretle geçinemeyip kredi kartını döndürmeye çalışan işçilerimiz asıl zararı milyonlar çekiyor.”
“Soru basit; bu kadar öngörülemez bir ülkeye kim borç getirsin, kim yatırım yapsın?”
“Bakın Hazine ve Maliye Bakanı sözüm ona piyasaları rahatlatmak için bir tweet attı. İki satır. Başka da bir ses çıkmadı benim duyduğum kadarıyla. ‘Piyasaların sağlıklı işleyişi için gereken her şey yapılıyor’ dedi değil mi? Fakat öncesinde o tweeti atabilmek için telefonla VPN indirmek zorunda kaldı yani. Çünkü site yasaklıydı, o platform yasaklıydı. Soru basit. Hazine Bakanı’nın tweet atmak için VPN kullanmak zorunda kaldığı bir ülkeye kim güvenip de borç getirsin? Kim güvenip de yatırım yapsın Allah aşkına ya? Bu kadar öngörülmez bir ülkeye yatırım olur mu?”
“Herkesin ‘Buna güvenilmez, birilerinin parasına çöker’ diye uyardığı birine cebinizdeki parayı borç da olsa verir misiniz?”
“Bakın ben buradan size bir soru sormak istiyorum. Cebinizde diyelim ki 3-5 bin lira para var. Gidip de hakkında türlü dedikodu olan, sözüne itibar edilmeyen, milletin uzak dur dediği bir kişiye paranızı verir, onunla ortak bir iş yapar mısınız? Yapmazsınız. Herkesin ‘Buna güvenilmez, bu haksızlık yapar, birilerinin parasına çöker’ diye uyardığı birine cebinizdeki parayı borç da olsa verir misiniz? Vermezsiniz. Bu iktidar iş başında olduğu sürece bu ülke kim, neden, niçin para getirsin ya? Bakmayın bir dönem dünyanın en yüksek faizini verdikleri için para geldi. Ama riskler o kadar yükseldi ki şimdi o faiz de yetmiyor. İşte Merkez Bankası toplandı, apar topar faiz arttırmalı gitmek zorunda kaldı değil mi? O faiz bile yetmedi.”
“Erdoğan memleketin ortasına sis bombası attı; yatırım olmaz, refah artmaz”
“Bakın bu Salı akşamlarına itibaren bu diplomasi meselesine itibaren yaşadıklarımız var ya aynı şuna benziyor. Buradan şöyle dağlara doğru çıktığınızda sisli yerler gelir. Ege’nin dağlarında. E sisli havada da ne yaparsınız? Yavaşlarsınız değil mi? Şimdi bu siyasi belirsizlik, ekonomik belirsizlik aynı şuna benzer. Sayın Erdoğan tuttu. Salı gününden, Çarşamba günden itibaren bir sis bombasını geldi memleketin ortasına attı. Ortalığı sis bastı. Bu sisle ekonomik aktörler hızlarını düşürürler, yavaşlarlar, iş yapmazlar. Ben önümü göremiyorum ki der ya. Ben ne alayım satayım, ne yatırımı yapayım? Sis hele bir dağılsın. Bu öngörülebirlik işte tam da bunun için çok çok önemli. Öngörülebirlik yoksa bu ülkede ekonomi olmaz, yatırım olmaz, refah artmaz.”
“Bütün kurumların canına okudular”
“Bir ülkenin gerçek gücü güçlü kurumlardan gelir. Bir ülkenin gerçek gücü kural bazlı yönetim ilkesinden gelir. Hukuktan, adaletten gelir. Eğer kurumlarınız tek tek güçlüyse, yargınız güçlü ve güvenilirse, yargınız bağımsız ve tarafsız çalışıyorsa o ülke güçlüdür. Merkez Bankasıymış, BDDK’ymiş, bağımsız çalışan, çalışması gereken kurumlar gerçekten güçlüyse ve bağımsız çalışabiliyorsa o ülke güçlüdür. Bunlar ülkede kurum bırakmadı. Canını okudular kurumların yani. Hepsini zayıflattılar. Ehliyet liyakatten uzak ve maalesef dürüstlükten uzak insanları getirdiler, göreve koydular. Sırf ben ne talimat veriyorsam yapsın, sesini çıkartmasın, bana itiraz etmesin diye… İşte durumu görüyoruz. Yazık oldu ülkemize. Dolayısıyla gücün tek elde toplanmasıyla ülke güçlenmez. Güçlü kurumlar, güçlü yargı ve güçlü ekonomik bağımsız kurumlarla ülke güçlenir. Şeffaflıkla hesap verilebilir bir yönetim anlayışıyla ülke güçlenir.”
“Sandığa parmak sallamayı bunlar iyice alışkanlık haline getirdi”
“DEVA Partisi’nde kurduk kurulalı belki onlarca konuşmama maalesef bu cümleyle başladım: kötü günler… Ama hakikat bu. İktidar mahallenin kabadayılığı rolüne kendisini hepten kaptırmış durumda. 2019 İstanbul seçimlerinin iptal edilmesiyle başlayan bu sandığa parmak sallama artık bunlar da iyice alışkanlık haline geldi. Neden uğraşayım ki diyor… ‘Yargı benim, kanun benim, istediğimde seçimleri bile iptal ederim’ diyor. Olmadı mı? ‘Kayımlar atarım. Milletin iradesini gasp ederim diyor. Nasıl olsa artık utanmıyorum, sıkılmıyorum. Eşin dostunun yüzüne de bakabiliyorum. Kaybedecek neyim var ki’ diyor.
“E-muhtıraları, 367 kararlarını, bir şiir yüzünden hapse atıldıklarını unuttular”
“Unuttular arkadaşlar, unuttular. Öyle bir kibir kulesine çıktılar ki bir zamanların mazlumu olduklarını unuttular. Milli güvenlik toplantılarında çekilen ayarları, e-muhtıraları, 367 kararlarını, okudukları bir şiir yüzünden hapse atıldıklarını unuttular. Geldikleri yeri gidecekleri istikameti unuttular. Makamları kendilerinin bildiler, makamların sadece bir emanet olduğunu unuttular. Koltuklarını kaybetmektense başkalarına zulmetmeyi tercih ettiler. Bir zamanlar demokrasiyi savunanlar yasaklar son bulsun diyenler yasaklarla yargı sopasıyla makamlarını korumanın derdine düştüler. Bir zamanlar milli irade ifadesini dillerinden düşünmeyenler bugün milli iradeyi ayaklar altına alarak kendi çıkarlarını her şeyin önüne koydular.”
“Demokrasiye parmak sallayanların değil, milletin kararına saygı duyanların yanındayız”
“Bakın arkadaşlar. Aslında şu son üç dört günlük gelişmelere baktığımızda hedef alınan sadece bir belediye başkanından ibaret değil. Burada hedef alınan demokrasinin tam kendisi. Doğrudan hedef alınan hukuk devletinin tam kendisi doğrudan hedef alınan milletin iradesi. Nasıl ki Nasıl ki geçmişte her zaman hakkın, adaletin yanında zulmedenin karşısında durduysak bugün de biz aynı yerde duruyoruz. Demokrasiye parmak sallayanların değil, milletin kararına saygı duyanların yanındayız. Yargıya el uzatanların değil, anayasayı çiğneyenlerin değil, milleti aşıyla, ekmeğiyle tehdit edenlerin değil, halkımızın yanındayız, milletimizin yanındayız. Hukukun, adaletin yanındayız.”
“Millet, kibirden gözünün önündeki mazlumları görmeyenlere nasıl haddini bildirdiyse bu iktidara da haddini bildirecek”
“İnanın öfke duyuyorum ama bir yandan da çok üzülüyorum. Bu millet bu kavgadan bıktı ya. Gerçekten bıktı artık insanlar. Millet bu hırgürden, bu çatışmadan, bu bitmek bilmez tartışmalardan yoruldu. Millet birlik istiyor, beraberlik istiyor. Millet barış istiyor, huzur istiyor, refah, bereket istiyor. Bu yüzden de gereken cevabı inşallah ilk sandıkta millet verecek. Millet nasıl ki daha önce asıl olan biziz, biz asılız diyenlere haddini bildirdiyse nasıl ki kendinden olmayanlara parmak sallayanlara, kibirden gözünün önündeki mazlumları görmeyenlere haddini bildirdiyse bu iktidara da haddini bildirecek, millet iradesinin önünde hiçbir engel duramaz diyecek ve ayağa kalkacak.”
“İnsanlar bir siyasi partiyi destekleyeyim diye meydanlarda değil”
“Zaten görüyoruz meydanları, caddeleri görüyoruz. Bu meydanlarda caddelerde olan vatandaşlarımız ben gideyim bir belediye başkanını destekleyeyim, gideyim bir siyasi partiyi destekleyeyim diye orada değil. Niye meydanlarda insanlar? Çünkü bu ülkede artık seçim yoluyla sandık yoluyla iktidarın değişmesinin yolunun kapandığını hissediyorlar da onun için meydanlılar. Bugün meydanda olmazsak bugün sesimizi yükseltmezsek bir daha ne söylesek çare olmayacak. Çözüm olmayacak diyorlar. Gençler bunun için meydanlılar. Bunun için seslerini yükseltiyorlar.
“Eskiden Keçiören’de bir apartman dairesinde otururdu, insanların sesini duyardı; Külliye’de artık duyamıyor”
“Külliye’ye taşındıktan sonra Sayın Erdoğan milletin sesini duymaz oldu. Külliye’nin duvarları da yüksek ya. Bağırsanız içeri duymak mümkün değil. Eskiden Keçiören’de bir apartman dairesinde otururdu. Komşuları vardı. Arabaya inip binerken şöyle yolda insanlarla karşılaşırdı. Bir simitçi bağırdığı zaman kulağını kapatır gel söyle ne diyorsun derdi. Böyle imkân da yok artık. E madem onlar kendilerini yüksek duvarların arkasına hapsettiler bizim gençlerimiz de seslerini duymak için meydanlarda olacaklar ve o yüksek sesle külliyenin içine kadar seslerini duyuracaklar, iletecekler.”
“Kimsenin yangın üzerine benzin dökmemesi gerekiyor”
“Zaten anayasada bir hak olan protesto hakkı yürüme hakkı. Bu vatandaşlarımız sesini doğrudan ihtara duyurabilsem diye koyulmuş bir hak. Bunun kısıtlanması engellenmesi mümkün değil. Tabii ki hukuk içerisinde kurallar içerisinde bu hak kullanılacak. Tabii ki barışçıl bir şekilde kullanılacak. Ama bu hak illaki kullanılacak. Meydanlarda olan insanları ne hükümetin ne de kötü niyetli kalabalıkların içine karışan insanları da provoke etmemesi gerekiyor. Ateşe kimsenin körükle gitmemesi gerekiyor. Kimsenin yangın üzerine benzin dökmemesi gerekiyor. Bu özen içerisinde bu karşılıklı saygı, itina içerisinde milletimizin sesini duyurması gerekiyor.”