HABERMAX. Okuma ve yazma gibi temel becerileri etkileyen nörogelişimsel bir bozukluk olan disleksi, dünya genelinde milyonlarca çocuğun akademik ve sosyal yaşamını olumsuz etkiliyor. Tanısı çoğu zaman uzun süren klinik gözlemler ve testler gerektiren bu öğrenme güçlüğü için umut verici bir bilimsel çalışma yayımlandı.
Bahçeşehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Günet Eroğlu ve Raja Abou Harb tarafından hazırlanan araştırma, alanında saygın bilimsel hakemli yayınlardan biri olan Dyslexia Dergisi’nde yayımlandı. Çalışmada, disleksinin beyin dalgaları üzerinden yapay zekâ algoritmaları kullanılarak yüzde 99,6 doğruluk oranıyla tespit edilebildiği ortaya konuldu.
Toplumun yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen disleksi, en yaygın öğrenme güçlükleri arasında yer alıyor. Beynin bilgiyi işleme merkezlerindeki nörogelişimsel farklılıklardan kaynaklanan bu durum; sesleri ayırt etme, kelime tanıma ve okuma-yazma becerilerinin kazanılmasını zorlaştırıyor.
Disleksi yaşayan çocuklar okul ve sosyal yaşamda sıklıkla “tembel”, “ilgisiz” ya da “yaramaz” gibi haksız etiketlemelere maruz kalabiliyor. Oysa uzmanlar, doğru tanı ve uygun destekle bu farklılığın bireyin potansiyeline dönüşebileceğini vurguluyor.
Araştırma kapsamında, 200 çocuktan elde edilen QEEG (Kantitatif Elektroensefalografi) verileri yapay zekâ destekli algoritmalarla analiz edildi. İncelemeler sonucunda disleksili çocuklarda Theta beyin dalgalarının daha yüksek, Beta-1 dalgalarının ise daha düşük olduğu tespit edildi. Bu özgün beyin dalgası desenleri sayesinde disleksi, yüksek doğruluk oranıyla sınıflandırılabildi.
Çalışmada yalnızca teşhis değil, iyileştirme sürecine dair umut verici bulgular da yer aldı. Nöro geribildirim (neurofeedback) teknolojisi uygulanan çocuklarda, 100 seans sonunda disleksili çocukların yüzde 48’inin beyin dalgalarının yapay zekâ tarafından “normal” seviyede sınıflandırılmaya başlandığı gözlemlendi. Bu sonuçlar, erken teşhis ve doğru teknolojik müdahalelerle disleksinin bir engel olmaktan çıkabileceğini ortaya koydu.
Auto Train Brain CEO’su da olan Dr. Günet Eroğlu, yapay zekânın insan gözünün fark edemeyeceği karmaşık beyin örüntülerini çok kısa sürede analiz edebildiğine dikkat çekti. Eroğlu, “QEEG verileri üzerinden ulaştığımız yüksek doğruluk oranı, bu teknolojinin öğrenme güçlükleri alanında ne kadar güçlü bir araç olabileceğini gösteriyor. Bu sadece disleksi için değil, gelecekte farklı nörogelişimsel durumların anlaşılması açısından da önemli bir adım” dedi.
Nöro geribildirim uygulamalarının beynin kendini yeniden düzenleme kapasitesini ortaya koyduğunu belirten Eroğlu, “Bu bulgular, disleksinin sabit ve değişmez bir durum olmadığına; doğru yöntemlerle gelişimin desteklenebileceğine dair güçlü bir bilimsel çerçeve sunuyor” ifadelerini kullandı.
Çalışmanın en önemli katkılarından birinin, disleksinin beyin sinyalleri üzerinden daha erken ve net biçimde anlaşılmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Eroğlu, makine öğrenimi sayesinde hangi çocukların nöro geribildirim terapilerinden daha fazla fayda görebileceğinin önceden öngörülebildiğini belirtti. Bu sayede ailelerin, daha erişilebilir ve uygulanabilir yöntemler konusunda bilinçli kararlar alabileceği ifade edildi.