HABERMAX. İstanbul, 18 Ocak 2026 – Hız, tüketim ve yüzeyselliğin belirleyici olduğu çağdaş dünyaya yönelik eleştirel bir değerlendirme, edebiyat ve sanat çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. Konuk sosyal bilimci ve yazar Etem Şevik, kaleme aldığı “Anlamın Kuraklığında: Yeni Dünyaya Karşı Edebiyatla Direnmek!” başlıklı yazısında, bilgiye erişimin hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir dönemde, anlamın giderek yoksullaştığını vurguladı.

Anlamın Kuraklığında Edebiyatla Direniş: Etem Şevik’ten Yeni Dünyaya Eleştirel Bir Çağrı
Şevik, modern insanın teknoloji ve hızla çevrili yaşamında kendine ulaşmakta zorlandığını belirterek, bu kopuşun temelinde derinlik kaybının yattığını ifade etti. Yazara göre insan, artık her şeye anında erişebiliyor; ancak kendi iç dünyasına, duygularına ve varoluşsal sorularına temas etmekte güçlük çekiyor. Bu noktada edebiyat, insanın iç dünyasına açılan temel kapılardan biri olarak öne çıkıyor.
Yazısında edebiyatın dönüştürücü gücüne dikkat çeken Şevik, “Edebiyat; insanın acılarını kelimeye, çelişkilerini anlama, yalnızlığını paylaşıma dönüştürür” diyerek, edebî üretimin yalnızca estetik bir faaliyet değil, aynı zamanda varoluşsal bir ihtiyaç olduğunun altını çizdi.
Ancak Şevik’e göre bu arayış yalnızca edebiyatla sınırlı kalmamalı. Resim, müzik, tiyatro gibi sanat dallarıyla birlikte felsefe ve bilimin de insanın dağılmış ruhunu toparlayan bütüncül bir yapı sunduğunu savunan yazar, bu alanların pasif bir öğrenme süreci olarak değil, yaratıcı ve sorumluluk taşıyan bir varoluş biçimi olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.
Modern insanın giderek makinelere benzemeye başladığını dile getiren Şevik, düşünme hızının artmasına rağmen düşünsel derinliğin kaybolduğunu belirtti. Bu kaybın karşısında edebiyatı bir “direniş biçimi” olarak tanımlayan yazar, sanata, felsefeye ve bilime yönelmenin kariyer, şöhret ya da fayda odaklı değil, öncelikle “insan kalabilmek” için gerekli olduğunu vurguladı.
“Bugünün yeni dünyası, insanı üretici olmaktan çok tüketici olmaya zorlamaktadır” diyen Şevik, insanın gerçek ihtiyacının daha fazla nesne değil, daha fazla anlam olduğunu savundu. Bu düşüncesini güçlü bir metaforla ifade eden yazar, “Edebiyat, bu anlamın suyudur. Sanat, onun toprağıdır. Felsefe, kökleri; bilim ise dallarıdır” sözleriyle disiplinler arası bütünlüğün önemine dikkat çekti.
Yazının sonuç bölümünde ise teknolojik ilerleme ve maddi refahın, insanın içsel boşluğunu tek başına dolduramayacağını belirten Şevik, insanlığa yönelik net bir çağrıda bulundu. Yazar, bu bütünlük yeniden kurulmadıkça ne teknolojinin ne de ekonomik gelişmenin insanı tatmin edebileceğini vurgulayarak, yeni dünya karşısında insanın görevinin yalnızca hayatta kalmak değil; anlamı yazmak, düşünmek, üretmek ve paylaşmak olduğunu ifade etti.
Etem Şevik’in lirik ve derinlikli bir üslupla kaleme aldığı bu yazı, kısa sürede sosyal medya ve edebiyat platformlarında yoğun ilgi gördü. Daha önce de doğa–insan ilişkisi, umut ve içsel yolculuk temalarını işleyen metinleriyle tanınan Şevik’in bu çağrısı, günümüz insanının anlam arayışına dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Okurlar ve sanat çevreleri şimdi şu sorulara yanıt arıyor: Günümüzün “anlam kuraklığı”na karşı edebiyat ve sanatla direnmek bireysel bir tercih mi, yoksa kolektif bir zorunluluk mu? Tartışma, farklı disiplinlerden gelen katkılarla sürmeye devam ediyor.