HABERMAX. Son dönemde hareketsizlik ve artan besin tüketimi kilo alımına yol açabiliyor. Ancak beslenmeye dikkat edilmesine rağmen özellikle bacak ve kollarda simetrik yağ birikimi, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma varsa bu durum, halk arasında “ağrılı selülit” olarak bilinen lipödem hastalığının habercisi olabilir.
Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, lipödemin yalnızca estetik bir sorun olmadığını, tedavi edilmediğinde ciddi sağlık problemlerine ve yaşam kalitesinde belirgin düşüşe yol açabildiğini vurguluyor.
Lipödemin çoğunlukla kadınları etkilediğini belirten Prof. Dr. Şule Arslan, hastalığın toplumda yeterince bilinmemesi nedeniyle sıklıkla selülitle karıştırıldığını ve bu nedenle hekime geç başvurulduğunu söylüyor:
“Lipödem erken fark edilip tedavi edilmezse ilerleyerek eklem ağrıları, hareket kısıtlılığı, yürüme güçlüğü ve enfeksiyonlara neden olabilir. Ayrıca hareketsizlik; diyabet, kalp-damar hastalıkları ve obezite gibi sorunların kontrolünü de zorlaştırır.”
Uzmanlar, özellikle bacak ve kollarda şişlik, dokunmakla ağrı ve kolay morarma varsa mutlaka doktora başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Lipödem, erkeklerde nadir görülürken çoğunlukla kadınları etkiliyor. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalara göre görülme sıklığı yüzde 11–18 arasında değişiyor. Hastalık genellikle ergenlik sonrası veya 20’li yaşlarda belirginleşiyor, menopoz döneminde ise şikayetler artabiliyor.
Lipödemin en sık görülen belirtileri arasında simetrik şişlik, ağrı ve hassasiyet yer alıyor. Gün ilerledikçe özellikle akşam saatlerinde şişlik artabiliyor. Bacaklarda yanma hissi, kolay morarma ve üst–alt beden arasında belirgin ölçü farkı da dikkat çeken bulgular arasında bulunuyor. Ayakların çoğunlukla etkilenmemesi ise lipödemi diğer ödem türlerinden ayıran önemli bir özellik olarak öne çıkıyor.
Genetik yatkınlık, hormonal değişimler, hareketsiz yaşam ve yanlış beslenme lipödem gelişiminde etkili oluyor. Uzmanlar, kilo artışının ağrı ve hareket kısıtlılığını artırdığını belirtiyor.
Lipödemde tam iyileşme mümkün olmasa da doğru ve sürdürülebilir tedaviyle hastalık kontrol altına alınabiliyor. Tedavide amaç; ilerlemeyi yavaşlatmak, semptomları azaltmak ve komplikasyonları önlemek.
Tedavide; manuel lenfatik drenaj, kompresyon tedavisi, cilt bakımı, uygun egzersizler ve gerekirse cerrahi yöntemler uygulanabiliyor. Düşük tuzlu ve düşük şekerli beslenme, kilo kontrolü, stres yönetimi ve düzenli hekim takibi ise tedavinin temel taşları arasında yer alıyor.
Prof. Dr. Şule Arslan, yaşam tarzı değişikliklerinin uzun vadede sürdürülebilmesinin, hastalığın kontrolünde kritik rol oynadığını vurguluyor.