HABERMAX. Gazeteci İrem Karataş’ın sorularına yanıt veren Okuyan, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı ve Venezuela Devlet Başkanı Maduro ile eşinin kaçırılmasını “Bu tür saldırılar biraz da sürpriz ögesini kullanarak gerçekleştirilir ama saldırı olduktan sonra düşününce Amerika Birleşik Devletleri’nin yapabileceği türden bir saldırı bu. Kalleşçe, korkakça… Çünkü herkes bu haydutluktan sonra ABD’nin ne kadar güçlü olduğu, ABD’nin aslında her şeyi yapmaya muktedir olduğuna dair bir söylem geliştirildi. Bunu bilerek yayıyorlar ama öte yandan da bu operasyona dikkatle bakıldığında ABD’nin Venezuela halkıyla doğrudan bir çatışmadan çekindiği, kaçındığını görüyoruz. Ortada evet teknoloji kullanılmış, parayla satın almışlar birilerini… Bütün bunlar tamam, bunların ABD’de olduğunu biliyoruz ama öte yandan da Amerika Birleşik Devletleri’nin yenilmez bir güç olduğuna dair bir kanaati uyandırabilecek bir operasyon değil bu” sözleriyle değerlendirdi.
“Zaten şuradan da görüyoruz bunu; bu tür operasyonlar öncesi, sonrası bir bütünlük, bir mantığı olması gerekir” diyen Okuyan, “Öyle tuhaf ki bu operasyonu düzenlerken ben bunu daha önce de söyledim, Maduro’ya hangi kıyafeti giydireceklerini bile kararlaştırmamışlar. Sonrasında bir iddianame çıkardılar evlere şenlik. Biz Türkiye’de alışkınız böyle iddianamelere, ABD bizdekileri mumla arattı. Bir günde değiştirmek zorunda kaldılar Maduro’ya dönük suçlamaları. Dolayısıyla karşımızda böyle mükemmel her şeyi organize eden bir ülke yok. Bu saldırı Amerika Birleşik Devletleri’nin evet gücünü gösteriyor ama zaaflarını da gösteriyor. Neden korktuğunu da gösteriyor. Venezuela halkıyla karşı karşıya gelmeden bir saldırı düzenlediler ve bir devlet başkanını kaçırdılar” ifadelerini kullandı.
“VENEZUELA’YA HAKİM OLAN ŞEY ABD KARŞITLIĞI”
Okuyan şu sözleri sarf etti: “Bir kere bir öykü, inanmamızı istedikleri, uluslararası kamuoyunun kabullenmesini istedikleri bir öykü sundular. O öykü neydi? Kimse Maduro’yu savunmadı, silah bile patlamadı, ABD geldi aldı götürdü. Bir kere bunun böyle olmadığı ortaya çıktı. Çok ciddi çatışmalar olmuş, ABD helikopterinin vurulması dışında direnenler olmuş, çok fazla kayıp var. ‘Venezuela’da herkesin direnci düştü zaten Maduro’yu da teslim ettiler’ deniliyor, bir kere bu gerçek değil.
İkincisi Venezuela’da kutlamalar yapılıyor deniliyor. Şimdi Latin Amerika’yı tanıyanlar bilir; Latin Amerika’da insanların eleştirisi olabilir, zaten Maduro yönetimi de öyle eleştirilmeyecek bir yönetim değildi, bu ayrı bir mesele. Ama Latin Amerikalılar, Venezuelalılar da büyük çoğunluğu dışarıdan bir gücün gelip kendi ülkelerine müdahalesini kabul etmeyecek bir ahlaka sahiptirler. Latin Amerika’da bu çok güçlüdür. Şimdi dolayısıyla ‘ABD geldi Maduro’yu kaçırdı, insanlar göbek atıyorlar.’ Bu olmayacaktı zaten ve hiç olmadı. Yurt dışında bazı vatansız diyebileceğimiz, Venezuela’dan çıkmış olan ve büyük ölçüde çok zengin kesimler bunlar, onların böyle birtakım gösterileri oldu bazı ülkelerde ama Venezuela’ya hakim olan şey ABD karşıtlığı ve Maduro destekçiliği. Şimdi bunu unutmayalım.
“ABD İLE AÇIK İŞ BİRLİĞİNE GİRMEK DAHA DA ZORLAŞTI VENEZUELA’DA”
Dediğim gibi belki de ABD saldırısı, Maduro esir ya da kaçırılmış durumda ama ABD’ye karşı direnci arttırabilir. Venezuela’daki iktidarı ya da Venezuela’daki genel siyasi dengeleri radikalleştirebilir. ABD’nin istediği sonucun tersi olma olasılığı güçlü, bir de gidişat oraya gidiyor. Herkes ‘Anlaşacaklar ABD ile’ diyor. Ben şunu söyleyeyim; bu saatten sonra Maduro Amerika Birleşik Devletleri’ndeyken ve bu operasyon yapıldıktan sonra ABD ile açık bir işbirliğine girmek daha da zorlaştı Venezuela’da. Bu işler öyle basit şeyler değil. Dolayısıyla dışarıdan bakıp ‘Artık Maduro’yu da götürdüler bu iş çöktü’ deniliyor, öyle yürümüyor işler.”
“LATİN AMERİKA’NIN İHTİYACI EMPERYALİZME KARŞI DUYARLILIĞI DAHA GÜÇLÜ BİR ZEMİNE ÇEKMEK”
“Latin Amerika’da anti-emperyalist damar her zaman güçlüydü” diyen Okuyan sözlerine şöyle devam etti: “Artı özel olarak ABD’ye dönük bir haklı öfke var. Şu çok açık; emperyalizm denince genellikle ABD akla geliyor. Evet, ABD en önemli emperyalist güç ama emperyalizm olgusu ABD’ye daraltılabilecek bir şey değil. Sınıfsal bir şeyi var, kapitalizmin ulaştığı bir aşama. Şu anda Latin Amerika’nın ihtiyaç duyduğu aslında emperyalizme karşı bu duyarlılığı biraz daha güçlü bir zemine çekmek. O zemin de şu: Latin Amerika sömürüden kurtulmadıkça ya da çok uluslu tekellerin egemenliğinden kurtulmadıkça ki o çok uluslu tekeller ABD’den ibaret değil, her zaman bu tür müdahalelere açık hale geliyorlar. Ve şu olmaması gerekiyor; ‘iyi sömürücüler, kötü sömürücüler’ diye bir olgunun ortaya çıkmaması gerekiyor.
Şimdi Latin Amerika bu açıdan sıkışmış durumda. ABD dünya içerisinde giriştiği rekabette Latin Amerika’yı kendisine ait görüyor. Örneğin Çin’le olan rekabetinde ‘Buralara dokunamazsınız, buralara giremezsiniz’ diyor. Aslında Çin Latin Amerika’ya bayağı girdi. Latin Amerika’da çok etkili bir güç Çin Halk Cumhuriyeti her açıdan; istihbaratıyla, ekonomisiyle. Şimdi şunu görüyoruz; Latin Amerika halkları dışarıdan bir güce sığınarak ya da dışarıdan bir güce bel bağlayarak çıkış yolu bulamazlar. Dolayısıyla her ülkenin tabii ki uluslararası alanda ticaret yaparken, siyasi ilişki kurarken hangi ülkelerle ilişki kuracakları kendi verecekleri karardır, buna hiçbir şey demiyorum. Venezuela’ya dönük uygulanan ambargo zaman zaman ablukaya dönüşüyor, bütün bunlar rezalet, korsanlık bunlar ayrı şeyler. Ama aynı zamanda bu Latin Amerika’daki yaygın ABD karşıtlığının mutlaka ve mutlaka daha sağlıklı bir programa dönüşmesi gerekiyor. Öbür türlü bir sol hükümet geliyor ardından sağ hükümet geliyor, sürekli olarak bir tahterevalliye dönüştü Latin Amerika ve buradan sonuç alınamıyor.
“DEVRİM YARIM KALDIĞINDA TEPETAKLAK GİDİYORLAR”
O yüzden de belki de bu ABD saldırısı Latin Amerika’da genel bir tartışma başlatacaktır. Çünkü Latin Amerika halkları mücadele etmeyi iyi bilen halklar. Her taraf böyle; Arjantin’den Şili’sine, Brezilyalısı’ndan Kolombiyası’na her ülke, başta da Küba olmak üzere mücadele etmeyi bilen halklar. Burada galiba bir programa ihtiyaç var. Şimdi o programlar şu ana kadarki Latin Amerika’daki -Küba’yı saymıyorum tabii Küba bambaşka bir ülke sosyalist bir ülke- ama Latin Amerika’daki hükümetler bu tür bir program, tutarlı bir program üretmeyi beceremediler. Buna Venezuela da dahil. Venezuela’nın başına niye bu geldi? Venezuela’nın içinde hala güçlü bir kapitalist sınıf var. Bakın devrimler yarım kaldıklarında tepetaklak gidiyorlar.
Şimdi belki buradan dersler çıkarmak gerekiyor. Ben bunu ilk daha 3 Ocak’ta söyledim; “bizim işimiz şu anda Maduro kaçırılmışken Venezuela’yı eleştirmek bunu yapmayacağız” dedim, yapmamaya da çalışıyoruz ama bir yandan da şu bir gerçek; Venezuela’daki iktidarın ya da yönetimin bugünkü yönetiminde zayıf tarafları var. Bunları neyle güçlendireceksiniz? Devrim ilerlerse güçlenir. Chavez döneminde başlayan Venezuela devrimi ilerleyemedi. Bu geçmişte Şili’de de yaşandı Allende döneminde. Allende’yi 73’te askeri darbeyle devirmelerinin bir nedeni Allende iktidarının devrimci bir dönüşüme devam etmemesiydi.
O yüzden de bu ABD saldırganlığı öğretir. ABD’nin içinde de öğretiyor. Dün dünden beri Amerika Birleşik Devletleri’nin içinde olanlar ABD halkına yeniden öğretiyor, Venezuela halkı öğreniyor. Emperyalizm tek bir şeyden anlıyor: Örgütlü halktan anlıyor. Diplomasidir, şudur budur bunların hiçbir karşılığı yok. Ben tabii şunu söylemiyorum; böyle insanlar körü körüne aptalca mücadeleler içerisine girsinler, intihar etsinler… Tabii ki bir akılla, mantıkla, stratejiyle hareket etmek gerekiyor ama kararlı durmak gerekiyor. Trump gibilerin, emperyalist politikacıların ya da genel olarak emperyalizmin karşısında kararlı durulmadığında üstümüze çöküyorlar. Bunu unutmayalım.”
“NATO İÇİMİZDE OLDUĞU SÜRECE İÇİMİZDEN İŞBİRLİKÇİLER ÜRETECEK”
TKP Genel Sekreteri ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland açıklamalarına ilişkin ise şunları söyledi: “Grönland’daki tehditlere, Trump’ın savurduğu o tehditlere ihtiyacımız yok NATO’nun ne olduğunu görmek için. Ama mesele şu: Şimdiye kadar bizim Türkiye’ye egemen olan zihniyet sağın zihniyetiydi. “NATO Türkiye’yi koruyor” idi. Nereden koruyordu? Sosyalizmden, komünizmden… Şimdi bu ezbere dayalı bir güvenlik konsepti var. Şimdi görüyoruz ki aslında NATO yalnızca halklardan korumuyor ülkelerdeki kapitalist sömürü mekanizmalarını; aynı zamanda NATO en güçlü emperyalist ülke olan ABD’nin çıkarlarına hizmet ediyor.
Şimdi bunu itiraf etmeye başlayan Türkiye’de sağcı politikacılar var. Ya kardeşler, 1960’larda solcuları katlederken, 70’lerde ABD’ye hizmet etmediniz mi? 1980 darbesi niye yapıldı Türkiye’de? Dolayısıyla Grönland meselesi artık ‘kral çıplak’tır anlamına geliyor, açıktan tehdit ediyor. Ama NATO’nun Türkiye’nin ya da başka NATO üyesi ülkeler için bir güvenlik şemsiyesi olduğu iddiası büsbütün palavra. Şunu söyleyen dostlarımız oluyor zaman zaman: ‘Biz NATO’dan çıkarsak NATO bize saldırır.’ E NATO zaten saldırıyor! Yıllardır başka yöntemlerle cinayet işliyor, darbe yapıyor. NATO içimizde olduğu sürece Venezuela’da olduğu gibi içimizde bir sürü işbirlikçi üretecek, üretiyorlar zaten. Çünkü içimizdeler, istihbaratın içindeler. NATO Türkiye’deki bütün güvenlik başlıklarına hakim durumda, kıpırdayamazsınız.
“BU SÜREÇ TEHLİKELİ ÇÜNKÜ HER ŞEYİ YAPABİLME HAKKINI İLAN ETMİŞ BİR DÜŞMAN VAR KARŞIMIZDA”
İyi oluyor bütün bunlar; bu Grönland meselesi, Avrupa’daki yönetimler, hükümetler… Onlar bir yolunu bulacaklar, eninde sonunda ABD ile uzlaşırlar, anlaşırlar. Ama önemli olan Avrupa’da yaşayan halkların uyanmasıdır. Yıllardır beyin yıkadılar ‘NATO komünizme karşı koruyor’ diye. Bütün bunların ne kadar büyük bir palavra olduğu, asıl meselenin dünyanın kaynaklarını ele geçirmek için yürütülen kalleşçe bir rekabet olduğu ortaya çıkmış durumda. Grönland’ın ne esprisi var? Değerli madenler, az bulunur nadir madenler… Bu süreç tehlikeli çünkü her şeyi yapabilme hakkını ilan etmiş bir düşman var karşımızda. Ama öte yandan da öğreticidir. Trump’ta simgelenen kuvvet, insanlığın ayağa kalkışını sağlayacak. Çünkü insan varsa, insan boyun eğmez, sonuçta ayağa kalkar.
“İRAN’DAKİ PROTESTOLAR MANİPÜLE EDİLEBİLİR”
İran’da devam eden protestolara ilişkin ise Okuyan, “İran’daki mollalar rejiminin bizim açımızdan savunulacak hiçbir tarafı yok. Ayrıca şu tezle ciddi şekilde mücadele edilmelidir: “Amerika Birleşik Devletleri’nin problemi olan her rejimin desteklenmesi” türünden saçma sapan bir strateji olmaz. Çünkü bazı iktidarlar ABD ile olan gerilimlerini içeride halkı baskılamak için kullanıyorlar. ‘Dünyada kafasını kaldıran herkesin Amerikan ajanı olduğu’ tezi Amerika’ya hizmet etmektedir. O zaman sömürülen herkes otomatikman kurtuluş yolu için ABD ile ilişkilenmek zorunda kalıyor. Bu aptalca bir şeydir.
Ama her devrimcinin, her yurtseverin ‘renkli devrimler’, fonlarla halk hareketi yaratma gibi ABD’nin ekmeğine yağ sürecek davranışlar sergilememe yükümlülüğü vardır. Bu da devrimcilik ustalığıdır. İran’da böyle güçlü bir önderlik olmadığı için direniş çok kolay manipüle edilebilir durumda. Direnişin bir tarafında şahçılar var. İran devrimi Şah diktatörlüğüne karşı yapıldı, şimdi Şah’ın dönmesini isteyenlerden söz ediyoruz. Ümit ediyorum ki İran’da çok köklü bir halk hareketi geleneği var, emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmeyecek bir halk hareketi ortaya çıkar” sözlerini sarf etti.
“ŞAM İKTİDARININ BARIŞ GETİRME ŞANSI YOK”
Okuyan son olarak Suriye’de HTŞ’nin SDG’ye yönelik saldırılarına ilişkin soruya şu sözlerle yanıt verdi: “Bu çok açık, buraya geleceği kesindi. Suriye’yi buraya getiren herkes, buna Türkiye’de katkı koyanlar dahil, sorumludur. İsrail, İngiltere, ABD ve Türkiye’nin desteğiyle Şam’da yönetimi ele geçirmiş bir iktidar var. Eskiden terör listesinde olan bir topluluktan medeniyet kurmaya çalışıyorlar. ‘Üniter Suriye’ diyorlar; HTŞ dediğiniz yapı üniter değil ki! Hiç kimse bu yönetimin altına girmez. İsrail ve İngiltere, Suriye’de etnik temelli karşı karşıya gelişlerin zeminini yaratmak istediler. Türkiye de buna yardımcı oldu, şimdi şikayet ediyorlar. Bugünkü Şam iktidarının barış getirme olasılığı yok.
HTŞ iktidarı alır almaz dedik ki: ‘Rahat rahat müdahale edebilsinler ve Suriye parçalansın diye getirildi bu adamlar.’ Nasıl sağlayacaklar Alevilerle Sünnilerin birliğini? Kürtlerle Arapları nasıl birleştirecekler? Ceket giyince sorun çözülüyor mu? HTŞ dediğiniz yapının içi ajan kaynıyor; İsrail ajanı, İngiliz ajanı… Parayla saf değiştiren tipler bunlar. Şimdi İsrail de ‘Kürtlerin ezilmesine izin vermeyeceğim’ demeye başladı. Türkiye’nin içindeki Amerikancılıktan kurtulamazsanız, İsrail’e neyin savaşını vereceksiniz? Bu yeni Osmanlıcılık denilen şey; başka ülkelerin toprağına göz dikmek, kendi ülkenin toprağına göz dikilmesinin yolunu açar.”