
Halaçoğlu’nun en çok dikkat çektiği bölüm, raporda geçen şu ifadeler oldu:
“Güç dengelerinin değiştiği, jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda Türkiye’nin iç kalesini tahkim ederek bölgesinde kalıcı barış ve istikrarı sağlaması hem kendi güvenliği hem de bölgesel düzen açısından yeni imkân ve fırsatları ortaya çıkaracaktır. Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacaktır.”
Halaçoğlu’na göre bu yaklaşım ilk bakışta bir birlik mesajı gibi görünse de, arka planı dikkate alındığında vatandaşlık tanımını etnik kimlikler üzerinden yeniden şekillendirme riskini barındırıyor.
Halaçoğlu, Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar vatandaşlık anlayışının din, dil, ırk ve mezhep ayrımı gözetmeksizin “Türk” üst kimliği çerçevesinde ele alındığını hatırlattı.
Bu çerçevenin dışına çıkılması halinde seçim süreçlerinde adayların etnik kimliklerinin ön plana çıkabileceğini savunan Halaçoğlu, bunun toplumsal ayrışmayı artırabileceği uyarısında bulundu. Milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı gibi kritik seçimlerde etnisite temelli bir oy verme eğiliminin ortaya çıkmasının, uzun vadede siyasi bölünmelere yol açabileceğini ifade etti.
Halaçoğlu, tarihsel bir örnek olarak ’nı gösterdi.
Osmanlı döneminde eşitlik amacıyla ilan edilen bu düzenlemenin, pratikte toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmek yerine kimlik temelli ayrışmaları artırdığını savunan Halaçoğlu, benzer bir sürecin tekrar yaşanmaması gerektiğini belirtti.
Açıklamasında 1. Dünya Savaşı sonrasına da atıf yapan Halaçoğlu, ve ile Osmanlı Devleti’nin fiilen parçalanma sürecine sokulduğunu hatırlattı.
Ancak verilen sayesinde bu planların boşa çıkarıldığını ifade eden Halaçoğlu, o dönemde toplumun etnik farklılıklara bakmaksızın “tek millet” anlayışıyla hareket ettiğini vurguladı.
Halaçoğlu, geçmişte çeşitli akademik çalışmalarda Türkiye’nin çok sayıda etnik gruba ayrılarak ele alındığını ve federatif sistem tartışmalarının gündeme getirildiğini hatırlatarak, üniter devlet yapısının korunmasının hayati önem taşıdığını belirtti.
Açıklamasını, “Uyarımız samimidir. Keşkenin geri dönüşü yoktur. Unutulmasın ki tarih ihtiyatsızlar için merhametsizdir” sözleriyle tamamladı.
Halaçoğlu’nun değerlendirmesi, rapordaki ifadelerin farklı siyasi ve akademik çevrelerde nasıl yorumlanacağına dair yeni bir tartışmanın da kapısını aralamış oldu.