HABERMAX. GÜMÜŞHANE — Ümraniye ve bölgede tanınan siyasetçi, eğitimci ve siyaset bilimci Sabri Şenel, kaleme aldığı son yazısında Gümüşhane’nin Harşit Vadisi’nde geçen çocukluk yıllarını, yokluklar ve imkansızlıklar içerisindeki eğitim mücadelesini ve o dönemin çileli yollarını duygu yüklü bir anlatımla gözler önüne serdi.

Harşit Vadisi’nde Sonbahar ve Doğanın Zorlukları
Yazısında sonbahar mevsiminin Harşit Vadisi kenarlarındaki rengârenk görüntülerle ilkbaharı aratmadığını belirten Şenel, bu büyüleyici manzaranın küçük öğrenciler için aynı zamanda zorlu bir sokağa dönüştüğünü ifade ediyor. Kabaköy, Dölek, Yayladere, Kale Deresi, Gökdere, Pirahmet, Karmut ve Tirebolu’ya uzanan kolların beslediği vadide; köylerden ilkokulu bitirip ortaokul ve lise için şehir merkezine akan öğrencilerin hikayesi, dönemin şartlarını gözler önüne seriyor.
Hafta içi okulda öğrenci olan, hafta sonları ise sınav hazırlığı yoksa ailelerinin tarla ve ev işlerine destek olmak için köye dönen çocuklar; pazar ikindilerinde zorlu bir dönüş yolculuğuna koyuluyordu. Isssız vadi yollarında ayı, domuz gibi yabani hayvan tehlikeleriyle ve kurt ulumalarıyla baş etmek zorunda kalan öğrenciler, hasat sonrasında bahçelerde kalan elma ve armutları taşlayarak karınlarını doyuruyordu.
Kilometrelerce Yürüyüş, Korku Dolu Gece ve Çileli Dönüş
Pazar günleri köyden şehre nadir araç bulabilen veya bulsa da binemeyen çocuklar, sırtlarında bir hafta yetecek köy fırını ekmekleri ve kumanyalarıyla kilometrelerce yol yürüyordu. Yazıda, Gölcük depreminde kaybedilen çocukluk arkadaşı Sebahattin Yakut ile birlikte yaşadıkları unutulmaz bir anı şu sözlerle aktarılıyor:
Saatlerce araç bekleyip bulamayınca çaresizce Pirahmet kavşağına doğru yürümeye başlamaları,
Yatsı vaktini çoktan geçmişken geçtikleri mezarlığın altındaki korku dolu anlar,
Pirahmet kavşağındaki benzin istasyonunda çalışanların şefkatiyle soba başında ısınmaları,
Kelkit-Erzincan istikametinden gelen bir kamyonun kasasında rüzgâr ve soğuktan donarak Alibeyler Köprüsü’ne varmaları.
Gece yarısı evlerine ulaştıklarında aç, susuz ve soğuktan perişan bir halde yorganın altına giren garip köylü çocukları, sabah saat 07.30’daki çift tedrisatlı derslerine yetişmek zorundaydı.
"Okumaktan Başka Hiçbir Şansımız Yoktu"
Babaları gurbette, anneleri köyde olan gariban köylü çocuklarının bu zorluklarla bilerdiğini vurgulayan Sabri Şenel, yazısında şu değerlendirmelerde bulundu:
"Yetiştirme yurdunun çocukları bile bizden şanslıydı; zira onların yatacak sıcak odaları, sabah kahvaltıları, sıcak yemekleri vardı. Biz ise tezekle ısınır, on beş günlük bayat ekmeğe ve makarnaya talim ederdik. (...) Biz küçük çocuklar, kendi dayanışmamızla birbirimize hem anne hem baba, hem ağabey hem kardeş olurduk. Çünkü okumaktan başka hiçbir şansımız yoktu."
Yazının sonunda Şenel; Ağasarlı Faik Amca, Yağmurdereli Bilal Amca, Yayladereli Hamdi Amca, Söğütağıllı Nazım ve Nedim Amca, Ballıcalı Salih Ağabey, Muzaffer Amca, İsmail Hakkı Amca, Dölekli Sabri Amca, Rüstem Amcalar ile Kabaköy’den Salih, Şaban, Cafer ve Ezber ağabeylerin kamyon kasaları, minibüs ve otobüsleriyle o dönemin cefakâr ulaşımını sırtlayan isimler olduğunu belirterek vefa örneği sergiledi.



Yorumlar (0)
İlk yorumu siz yapın.