3 Eylül 2026
HaberMax LogoGerçek Haberin Kaynağı
Son Dakika
Haberler/GÜNDEM+/“TÜRK EKONOMİSİNİN AYARINI AK PARTİ'NİN DÜZELTME İMKÂN VE KABİLİYETİ YOK”

“TÜRK EKONOMİSİNİN AYARINI AK PARTİ'NİN DÜZELTME İMKÂN VE KABİLİYETİ YOK”

HM
HaberMax tarafından yayınlandı
03 Eylül 2026, 14:49 yayınlandı 03 Eylül 2026, 16:12 güncellendi
“TÜRK EKONOMİSİNİN AYARINI AK PARTİ'NİN DÜZELTME İMKÂN VE KABİLİYETİ YOK”

HABERMAX. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Bu hafta milletçe üzüntülü bir haberle başladık haftaya. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde vahim bir deniz kazası gerçekleşti ve birçok can kaybı oldu. Böyle bir gemi kazasının gerçekleşmesi bile başlı başına nasıl büyük bir ihmaller dizisi olduğunu gösteriyor. 21. yüzyılda Türkiye ile KKTC arasında gemi batar mı ya? Evet, battı ve birçok insan hayatını kaybetti.

gorselgorsel

Ve yine bu hafta Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nde yapılan bir toplantıda il başkanlarına ve belediye başkanlarına Türkiye'nin geleceğiyle ilgili bir sunum yapılıyor. Ve bu sunumda bir gelecek planı olarak Türkiye'de dört partinin kalacağından bahsediliyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin böyle istediği, iktidarın böyle istediği söyleniyor. Ondan sonra da bu sunumu yapan heyet, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Atatürk'ün partisi olduğunu söylüyor. Atatürk hayatta olsaydı sizi kurşuna dizdirirdi arkadaşlar. Onun kurmuş olduğu bağımsızlık anlayışı zemininde, millilik anlayışı zemininde şekillenmiş Türkiye Cumhuriyeti'ni ve cumhuriyeti kuran partiyi getirdiğiniz nokta, Amerikan planlarının tartışıldığı ve bunlar üzerinden siyasi hesaplar yapıldığı bir nokta. Doğrusu utanç verici. Ben Cumhuriyet yurttaşı olarak sizin adınıza utanarak okudum haberleri.

Ve bu arada işte bu CHP'ye geri dönmüş olan Muharrem İnce de bir açıklama yapmış ve demiş ki, ‘Ümit Özdağ benden daha fazla para harcadı siyasette.' ve 'Parti kurmak turşu kurmak değildir.' diyerek de devam etmiş. Evet, Muharrem Bey, parti kurmanın çok ciddi bir iş olduğunu biz biliyoruz ama parti kurmak ciddi bir iş olduğu kadar insanın kurduğu partiden kaçmaması da ciddi bir iştir. Binlerce insanı partilerinden ayırıp, çocuklarının nafakalarından; il ve ilçe binaları kurdurup, genel merkez kurdurup paralarla oluşturduğunuz bir partiden, ondan sonra kendi kişisel kariyeriniz için kaçıp kendinize başka bir siyasi partide eğer kariyer ararsanız, doğrusu bunu ne millete ne tarihe anlatırsınız.

Kimin daha fazla para harcadığına gelince, isterseniz o konulara hiç girmeyin. Siz üzülürsünüz. Bizim Zafer Partisi olarak bütün hesaplarımız devletin denetimindedir. Ne harcadığımız ne harcamadığımız ortadadır. Evet, daha fazlasını harcamak isterdik tabii ki. Olmadığı için harcayamıyoruz. Biz; öğrencilerin bağışlarıyla, memurların, esnafın bağışlarıyla çalışmalarımızı beş yıldan beri sürdüren bir partiyiz ve öyle de olmaya, kimseye de borçlu olmamaya devam edeceğiz.

Ve değerli arkadaşlar, adli yıl açıldı ve adli yılın açılışının başında Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez bir konuşma yaptı. Konuşmasını, Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunamaz.' cümlesiyle bitirdi. Herhalde bir Yargıtay Başkanı'nın mevcut hukuk anlayışıyla ilgili yapabileceği en ağır eleştiri budur diye düşünüyorum. Bu konu üzerinde bütün yargı unsurlarının da düşünmesi gerektiği fikrindeyim.

Ve yine bugünlerde Amedspor'un Süper Lig'e yükselmesinden sonra, yükseltilmesinden sonra lig maçları her sene olduğu gibi bir spor heyecanıyla beklenen maçlar olmaktan çıktı. Ne yazık ki Amedspor'un gittiği her il, çıktığı her maç bir gerilim alanı oldu adeta. Ne zaman ne olacak endişesiyle bütün toplum ve güvenlik mekanizması adeta diken üzerinde oturuyor. Bu diken üzerinde oturuşun nedeni, bu gerginliğin nedeni hiç şüphesiz Amedspor denilen takımın PKK terör örgütü tarafından aleni bir şekilde destekleniyor olması ve Amedspor kulüp yönetimi içerisinde örgüt sempatizanlarının varlığı ve bu spor kulübünün sosyal medya hesabından Türk milletini incitici paylaşımların yapılmasıdır.

Zafer Partisi olarak Amedspor Süper Lig'e çıkarıldığında yapmış olduğumuz divan toplantısında bunun Türkiye aleyhine bir gelişme olabileceğini ve bütün bu süreci yöneten üst aklın bir adımı olabileceğini tartıştık. Ve bütün bu süreçte ligler devam ettiği sürece spor seyircilerinin, özellikle Amedspor ve taraftarlarının tahriklerine asla kapılmadan, soğukkanlı bir şekilde provokasyon girişimlerini engelleyecek bir duruş sergileyerek süreci yönetmesi gerektiği tavsiyesinde bulunduk. Ve hâlâ bu tavsiyede bulunuyoruz. Ancak görüyorum ki iktidar, Amedspor ve Amedspor seyircisinden kaynaklanan tahrikleri kontrol altına almak yerine İstanbul'da önce emniyete, İstanbul'daki büyük futbol takımlarının amigolarını çağırmış ve emniyette, gazeteci Erdem Atay'ın paylaştığı bilgiye göre, amigolar tehdit edilmişler. 'Abdullah Öcalan aleyhine tezahürat yaparsanız sizi organize suçtan içeri alırız.' demişler.

Gelmiş olduğumuz nokta hayret verici olmanın ötesindedir. PKK terör örgütü mensupları hapishanelerden serbest bırakılırken, vatansever futbol seyircisi organize suç örgütü mensubu olmaktan, Abdullah Öcalan'a küfretti diye içeri mi alınacak? Keza İstanbul Valisi de spor kulüplerinin yöneticileriyle bir toplantı yaparak aynı doğrultuda baskılarda bulunmuş. Tabi İstanbul’da olanın başka illerde olup olmadığını bilmiyoruz. Ama görüyoruz ki artık iktidar Abdullah Öcalan’a küfredilmesini engelleme çalışmalarına hız vermiş görünüyor. Bir iktidarın milletten bu kadar kopması tehlikelidir. Yarın Türkiye bir savaşa girdiği zaman askere çağıracaklarınız bu vatansever futbol seyircileri mi olacak? Yoksa hapishaneden serbest bıraktığınız PKK'lılar mı olacak? Kimlerle bu vatanı savunacaksınız? İstiklal Marşı'nı söyleyen Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Samsun Spor, Rize Spor, Eskişehirspor seyircisiyle mi? Yoksa kendisine küfredilmesin diye çaba sarf ettiğiniz Abdullah Öcalan ve yandaşlarıyla mı?

Ve yine bugünlerde görüyoruz ki değişik kamu bankalarının genel müdürleri açıklama yaparak yurt dışından gelen kredileri Diyarbakır'da kullanacağız diyor. Arkadaşlar, Futbol Federasyonu Başkanı futbol hakemlerine pozisyonları Amedspor lehine yorumlayın diyor. Kamu kurumlarının genel müdürleri, bankaların genel müdürleri yurt dışından gelen kredileri Diyarbakır'da kullanacağız diyor. Bu nasıl bir iş? Futbolu kim iyi oynuyorsa o kazansın. Neden Galatasaray, Beşiktaş, Bursaspor, Samsun Spor, Trabzonspor lehine hakemler yorumlama yapmayacaklar da Amedspor lehine yapacaklar? Hiç Ligi yapmayalım, şampiyon ilan edip bitsin gitsin.

Yurt dışından almış olduğumuz kredileri... Nedir özelliği Diyarbakır bölgesinin? Diyarbakır'da eğer bu kredileri harcamak ekonomik olarak rasyonelse Diyarbakır'daki firmaya verin. Ama ekonomik olarak rasyonel değilse, ekonomik olarak rasyonelse neredeyse oraya verin. Van'daysa Van'a, Hakkâri'deyse Hakkâri'ye, Edirne'deyse Edirne'ye. Ekonomi böyle yönetilir. Sayın genel müdürler, sizin işiniz siyaset yapmak değil. Sizin işiniz, milletin size emanet ettiği parayı dürüst bir şekilde, yasalara uygun bir şekilde, milleti zarara sokmayacak şekilde harcamaktır.

Ve AKP ve MHP'nin önünü açmasıyla, teşvik etmesiyle, cesaretlendirmesiyle Tuncer Bakırhan'ın şimdi de Alevi Bektaşi kardeşlerimize küstahça saldırmaya başladığını, onları aşağılamaya başladığını görüyoruz. Tuncer Bakırhan, sen kimsin ya? Sen kimsin de Alevi Bektaşileri böyle aşağılıyorsun? Tuncer Bakırhan, Süleyman Aydın, PKK'nın ilk şehit ettiği Türk askeri Erzincanlı bir Alevi Türkmen evladıydı. Sizin elinizde Alevilerin, Bektaşilerin, Türklerin, Zazaların, Kürtlerin, herkesin kanı var. Bu ne küstahlık? Evet, bu millet size haddini bildirecek. Bugünlerde önünüz çok açıldı. 15 Ağustos, PKK'nın uğursuz, alçak terör eylemlerinin başladığı günde sağda solda sözde kutlamalar yaptınız ya. Zannediyorsunuz ki bu millet buna sonuna kadar müsaade edecek. Yok. Bu sandık sonunda gelecek ve siz o sandıkta ağır bir dayak yiyeceksiniz milletten.

Değerli Zafer Partililer, görüyorsunuz ülkemizin gündemi bu. Her birisi iç içe geçmiş ağır ve sıkıntılı süreçlerle baskı altındayken ekonomimiz de her gün yaşadığı buhranın derinleştiği bir süreç yaşıyor. Ankara'da her gün bir pazar yerindeyim, bir AVM'deyim, bir sendikadayım. Ankara İl Teşkilatımızla birlikte ziyaretler gerçekleştiriyoruz. Vatandaşla bir araya geliyoruz. Pazar esnafından, AVM esnafından, sendikacılardan yaşanan buhranın nasıl milleti adeta boğma noktasına geldiğini dinliyoruz ve ekonomik buhranın yakıcılığı artarak devam ediyor.

Bu hafta 2026 yılı ikinci çeyrek büyüme rakamı yüzde 2,3 diye açıklandı. Bu, büyümenin ne kadar yavaş ve yetersiz olduğunu gösteren bir rakam. Üstelik bu rakamı da büyüten sadece tarım sektöründeki durum. Ancak tarım sektöründeki durum da yanıltıcı olmasın; geçen sene dondan dolayı rekolte düşüklüğü yaşanmıştı. Şimdi bir baz etkisinden dolayı sanki tarımda çok büyük bir yükselme varmış gibi görünüyor. Bu yapay, bir sene önceye göre büyüme. Diğer parametrelere bakıyoruz. Tüketim, yatırım yavaşlamış durumda. Sanayi gittikçe zayıflıyor ve ihracatta da düşüş devam ediyor arkadaşlar. Türk ekonomisinin ayarını AK Parti'nin düzeltme imkân ve kabiliyeti yok. Hem enflasyon artıyor hem işsizlik artıyor. Resmi rakamlara göre bile 56 aydır enflasyon yüzde 30'un üstünde seyrediyor arkadaşlar. Aslında gerçek rakamlar yüzde 30'un da çok üstünde.

İşsizlik, özellikle de genç yurttaşlarımızın işsizliği çok yüksek, yükselmeye devam ediyor. Atıl işgücü oranı yüzde 30,6'ya çıkmış durumda resmi rakamlara göre. Ben bu resmi rakamlar dediğimde siz üzerine üç beş daha koyun. Bakın, resmi rakamlara göre 2021 yılında en yüksek seviyesine çıktığında Türkiye'de 3 milyon 725 bin Suriyeli sığınmacı vardı. Biz de aynı sene diyorduk ki Türkiye'de 5 milyon kayıtlı, 2 milyon da kayıtsız, toplam 7 milyon Suriyeli var. Bu hafta Türkiye'nin Şam Büyükelçisi açıkladı, dedi ki: 2011'den bu yana Türkiye içerisinden 15 milyon Suriyeli geldi geçti en üst noktada olduğu zaman da 6 milyon Suriyeli vardı. Evet, işte resmi rakamlar böyle rakam. Suriye'de de böyle. Vatandaşlık verilen Suriyeli sayısında da yabancı sayısında da böyle. Enflasyonda da böyle. Siz üzerine koyacaksınız.

'Yaparsa AKP yapar.' diyorlardı. Evet, yaparsa AKP yapıyor. Bir narko terörist örgütün liderinden komisyon başkanı yapmayı dünya tarihinde ilk kez AKP başarmış görünüyor. 24 senelik iktidarının sonunda gelmiş olduğu noktada milleti açlıkla mücadele eder hale getiriyor nitekim açlık seviyesinin 40 bin lira olduğu bir ülkede eğer dul ve yetimler 16 bin lira emekliler 23 bin 500 lira alıyorlarsa aç kalıyorlar demektir ve bizi pazarlarda hallerde durduran emekli, dul ve yetimler de aç olduklarını, karınlarını doyuramadıklarını söylemek zorunda kalıyorlar.

Ve iktidar da borç, yüksek vergi ve cezalarla para toplamaya çalışıyor. Bir telefon alıyorsunuz, 65 bin lira. Telefon için ödediğiniz vergi 67 bin lira. Bir otomobil alıyorsunuz, 1 milyon 200 bin lira. Otomobil için siz 1 milyon 557 bin lira vergi ödüyorsunuz. Yani bir telefonu kendiniz alıyorsunuz, bir de hükümete alıyorsunuz. Bir araba kendinize alıyorsunuz, bir de hükümete araba alıyorsunuz. Şimdi Almanlar da bu arabayı yaparken, hani şu bizi kıskanan Almanlar, onlar bu kadar akıllı değiller anlaşılan. Bunu düşünememişler. AK Parti bunu düşündü.

Peki, bu kadar büyük vergiler toplanıyor da değerli arkadaşlar, bu vergilerin karşılığında Türkiye'de bir ekonomik büyüme gerçekleşiyor mu? Hayır. Ne yazık ki gerçekleşmiyor. Çünkü Türkiye o kadar kötü yönetildi, o kadar borçlandırıldı, o kadar üretimden, sanayiden ve tarımdan kopartıldı ki ancak toplanan vergilerle borçların bir kısmını ödeyebiliyoruz, cari giderleri ödeyebiliyoruz ve bu da yetmiyor. Borcu borçla finanse ederek devam ediyorlar. Devletin, milletin dişinden tırnağından artırarak AKP iktidara gelene kadar inşa etmiş oldukları zenginliklerin şimdi pazarlandığı ve elimizde artık kalanların da son kalanlar olduğu bir süreci yaşıyoruz.

Ve bakın, üç seneden beri bir dezenflasyon programı, yani enflasyonu düşürme programı uygulanıyor. Merkez Bankası açıklama yapıyor, 2026 sonunda yüzde 28'e düşecek diyor. 2027'de yüzde 15'e, 2028'de yüzde 9'a ve orta vadede yüzde 5 enflasyon beklentisi. Merkez Bankası değil, Alice Harikalar Diyarında Masalları. İnanılır gibi değil. Ya, keşke böyle olsa. Bakın, keşke böyle olsa. Ama öte yandan hazineye bakıyorsunuz, iç borçlanma ihalesi yapıyor ve 19 ay vadeli iç borçlanmada yıllık bileşik faizi yüzde 41 veriyor. 5 yıl vadelide yüzde 39, 9 yıl vadelide yüzde 35. Yani hazine, Merkez Bankası'na inanmıyor. İşte başka hiçbir veriye gerek yok arkadaşlar. Başka hiçbir veriye gerek yok. Sadece Merkez Bankası'nın bu açıklamasını alın, hazinenin bu açıklamasıyla karşı karşıya koyun, Türkiye ekonomisinin ne durumda olduğunu görürsünüz.

Ve şimdi seçimler yaklaşıyor ya, vaatler yavaş yavaş havada uçmaya başlayacak. Kredi faizlerini şu kadar düşüreceğiz, emeklilere şu kadar zam yapacağız, maaşları şu kadar artıracağız. Nereden yapacaksınız bunu? AKP hazinesinden mi? Yok. Alacağınız yeni borçlarla, satacağınız yeni millî servetten son elimizde kalanlarla. Sonra seçimlerden sonra ne olacak? Seçimlerden sonra yeni bir felaket mi önereceksiniz millete? Ama Allah’a şükürler olsun ki seçimlerden sonra bunlar sizin derdiniz olmayacak. Seçimlerden sonra bunlar bizim derdimiz olacak. Çünkü bunlar gidiyor. Nasıl büyük bir kavganın olduğunu, AK Parti'nin nasıl parçalanmış olduğunu, kendi içinde dört parçaya ayrıldığını her vesileyle anlatıyorum. Evet, Yargıtay Başkanlığı'nın yapmış olduğu uyarıdaki durum gerçektir. Düşman ceza hukukuyla muhalefet baskı altına alınmaya çalışılmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel merkezinde anlatıldığı gibi hikâyelerle, siyaset mühendislikleriyle, partiler kapatılarak, baskı yapılarak siyaseti şekillendirebileceklerini zannediyorlar. Ama Türk halkını ihraç edip yerine başka halk getirmedikçe bu seçimi kaybedersiniz.

Evet, çok değerli arkadaşlar, tabii ki PKK ile başlatılan ikinci terörle müzakere sürecinin de teröre teslimiyete dönüştüğünü görüyoruz. 22 ay önce başlarken PKK kayıtsız şartsız kendisini feshedecek diye yola çıkmışlardı. Ama bugün gelinen noktada PKK'nın kendisini feshetmeyip Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in feshedilmeye çalışıldığını görüyoruz. Gelmiş olduğumuz nokta ne yazık ki budur. Bir tarafta yıllardır kan döken, toplu katliamlar yapan, bebekleri dahi katleden PKK yandaşlarının ve PKK'lıların rezil ve şımarık sözde taziye gösterileri ortaya saçılıyor. Öte yandan bir tavizi diğer taviz takip ediyor ve 2014'te Dolmabahçe'de yapılan ve buzdolabına konulan 10 maddelik mutabakatın şimdi buzdolabından çıkartılıp uygulamaya sokulduğunu görüyoruz.

Bebek katili ve narkoterörist Öcalan'a silahsızlanma ve stratejik koordinasyon alt komisyonunun sözde başkanlığı verilecekmiş. Bu konuşuluyor. Öcalan için adada ayrı bir çalışma ofisi hazırlanıyor ve devlet misafiri konumuna mahkûm olmaktan çıkartılıp Öcalan getiriliyor. Burada dünyayla ve Türkiye'de her türlü ilişki içerisinde olacak ve çalışmalarını özgür bir şekilde buradan yürütecekmiş. Ha, kendisinden de şu isteniyormuş: 'Bak, biz senin bu istediğin anayasa değişikliklerini seçimlerden önce yaparsak bu seçimleri kaybederiz. Gel bunu erteleyelim sen burada istediğin gibi özgür ol, yeni bir parti kur, bu yeni partiye Türkiyelilik görüntüsü vermek için sağdan soldan bazı adamlar da verelim ve anayasa değişikliklerini seçimden sonra senin istediğin şekilde yapalım.’ Evet, bakalım göreceğiz nasıl olacak? Abdullah Öcalan buna evet mi diyecek? Yoksa seçimlerden önce mi yapalım diyecek? Hani pazarlıksız diye yola çıkılan noktada yapılan pazarlıkların artık bunlar olduğunu duyuyoruz.

Ve Öcalan arkadaşlar bir kavramdan bahsediyor. ‘Devletleşiyoruz’ diyor. Ya bir terör örgütü nasıl devletleşir? Öyle demeyin. FETÖ nasıl devletleşmişti? Paralel. Evet, bunlar da paralel devletleşme süreci içerisine girmiş durumdalar. Ve PKK silah bırakacakmış, inanırsanız. PKK silah bırakmayacak arkadaşlar. PKK, silahlarının yerini değiştirecek. PKK, silahlarını Suriye'de ve İran'da PJAK yapılanması içerisindeki unsurlara kaydıracak ve İran'da çıkacak Amerikan-İsrail destekli iç çatışmada mevzilenmek üzere hazırlanıyor. Abdullah Öcalan'ın da İran'la ilgili yapmış olduğu açıklamalardan anladığımız bu. Yani MİT ve TSK görevlilerinin alacağı silahlar göstermelik olmanın ötesine asla geçemez.

Ve merak ediyorum; 2011'de Suriye iç savaşı başladığı zaman AK Parti hükümeti, Suriye PKK'sı olan PYD'yi 2014'e kadar Beşar Esad'ı devirme konusunda müttefiki kabul etmişti. Şimdi İran'da yeni bir Amerikan-İsrail saldırısı sonrasında, İsraillilerin açıklamış oldukları gibi PKK üzerinden bir bölgesel ayaklanma başlatılırsa Ankara ne yapacak? PYD'yi müttefik kabul edip PYD'nin ele başlarını havaalanında kırmızı halıyla karşıladıklarını unutmuyoruz. Aynı şeyi PJAK'ın ele başlarına da yapacaklar mı? PJAK'ın ele başı kadroları da Ankara'ya uçakla gelip kırmızı halıdan uçaktan inecekler mi?

PKK terör örgütü ve siyasi uzantıları, AK Parti ve MHP'nin politikalarından aldıkları cesaretle sanki bütün Kürt ve Zaza yurttaşlarımızın temsilcisiymiş gibi davranmakta ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde halkımıza yönelik baskı ve şantajlara başlamış durumdalar. Aramızda Genel Başkan Yardımcımız, eski Ankara ve Van Emniyet Müdürü Sayın Mahmut Karaaslan var. Mahmut Bey, 1990'lı yılların ortalarından beri PKK terörüyle özel olarak çalışmış, PKK İstihbarat Şube Başkanlığı yapmış ve PKK terörüyle Van'da Emniyet Müdürü olarak yıllarca mücadele etmiş; daha sonra 15 Temmuz'da Ankara'da FETÖ'cü ayaklanmanın belkemiğini kıran Ankara Emniyet Müdürlüğü mensuplarına İl Müdürü olarak yöneticilik yapmış çok değerli bir eski emniyet mensubudur.

Van ve Güneydoğu Anadolu'daki gelişmelerin hiç umut verici olmadığını, yıllardır Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yanında, Türk bayrağının, Türk askerinin, Türk polisinin yanında olan yurttaşlarımızın PKK ve DEM baskısıyla ne yapacaklarını bilemez hâlde, devlet tarafından kendilerini terk edilmiş hisseden durumda olduklarını ifade etmektedir. Arkadaşlar, durum olağanüstü vahim bir durumdur. Birinci açılım döneminde de benzer hadiseler yaşanmıştı. Kurtarılmış bölgeler oluşturulmuştu. Kurulan adeta taşınabilir mahkemelerde sözde yargılanıp serbest bırakılan PKK'lılar, daha sonra hendek terörünün altyapısını oluşturmuşlardı. Şimdi benzer bir sürecin yaşanmasına ve PKK'nın, Öcalan'ın bölge halkının temsilcisi olduğu düşüncesini uyandıracak bir zemine asla kayılmamalıdır.

Bakın, bunu sadece biz muhalefet olarak, bu eleştiriyi, bu tespiti yapmıyoruz. Canı gönülden Erdoğan'a bağlı eski Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan da yapmış olduğu açıklamalarda bu sürecin ve PKK'nın silahla yapamadıklarını şimdi siyaset yoluyla yapma durumuna ulaştığı tespitini yapıyor ve iktidarı, iktidar mensubu olarak uyarıyor. 'Bu,' diyor, 'yanlış. Bu süreç böyle devam etmemeli.' Keza, yapılan terbiyesizlikler, şımarıklıklar, tahrikler konusunda yine iktidarın eski bir milletvekili Şamil Tayyar'ın yaptığı açıklamaları görüyoruz. Yani AK Parti'ye oy veren, Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren yurttaşlar da bu gelişmelerden olağanüstü rahatsızlar. Ve şimdi siz bu terbiyesizlikler devam ederken, bu tahrikler devam ederken kalkıyorsunuz, stadyumlarda bu tepkilerini ortaya koyan vatandaşlara 'organize suç örgütü muamelesi yaparız' diyorsunuz. Çok yanlış bir şey yapıyorsunuz. Sizi Zafer Partisi olarak bu yanlıştan, Türkiye'nin selameti için geri dönmeye davet ediyorum.

Evet, değerli Zafer Partililer, değerli basın mensupları, bugün üzerinde duracağım son konu ne yazık ki iktidar tarafından üzerinde yeterince durulmayan İsrail ile Yunanistan arasındaki 3 milyar avro bedelli Aşil Kalkanı, hava savunma kalkanı ve kontrol sözleşmesi. Böyle bir anlaşma yaptılar. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi, ABD, İsrail ve Fransa'dan yoğun bir şekilde silah almaya devam ediyor. Yunanistan tekrar emperyalizmin taşeronluğunu üstlenme süreci içerisine girmiş durumda. Türk milletinin Yunan milletine bir düşmanlığı yok. Ancak saldırgan, haddini bilmez Yunan politikacılar, fakir Yunan halkının kısıtlı kaynaklarını Türkiye ile bir savaş için harcayarak yanlış bir iş yapıyor. Yunanistan, yanında kim olursa olsun Türkiye'yi askeri olarak yenme imkân ve kapasitesine sahip olamaz. Türkiye, Yunanistan'ı herhangi bir askeri çatışmada tekrar ve tekrar mağlubiyete uğratacak güçte bir ülkedir. Onun için Atina'ya tekrar sesleniyoruz: Türkiye'ye karşı bir maceraya girmeyin.

Atina'ya seslendiğimiz gibi Tel Aviv'e de sesleniyoruz: Arkanızda Amerika Birleşik Devletleri olmadan Filistinli örgütleri ağır bir şekilde baskı altına alıp soykırımlar gerçekleştirebilirsiniz Filistin halkına yönelik. Bir devlet bile olmayan Lübnan’da sadece bir örgüt olan Hizbullah’la savaştığınız zaman bile zorlanıyorsunuz. Teknolojik üstünlüğünüz dışında bir üstünlüğünüz Hizbullah'a karşı yok. Bir mahalleyi ele geçirmek için bile günlerce çatışmak zorunda kalıyorsunuz. İran'la Arap olmayan bir ülkeyle ilk çatışmanızın beşinci gününde Amerika Birleşik Devletleri'nden yardım istemek zorunda kaldınız. Ve ikinci İran savaşında İsrail, tarihi boyunca hiç karşı karşıya kalmadığınız ağır bir bombardımanla İsrail halkını karşı karşıya bırakmak zorunda bıraktınız. Ve şimdi, tarihi boyunca Yahudilere hiç düşmanlık yapmamış ve aksine Yahudileri Hristiyan taassubunun engizisyon mahkemelerinde yargılayarak yok ettiği Avrupa'dan imparatorluğuna kabul etmiş, her anlamda önünü açmış, korumuş ve kollamış bir millet olan Türk milletine düşmanlık yapıyorsunuz. Netanyahu, bu yapmış olduğun düşmanlığın, bölgedeki Arap ülkelerine yapmış olduğun düşmanlıktan çok büyük farkları olacağını sana, Türk ordusunu bilen ve tanıyan Amerikalı askeri uzmanlar anlatsın. Bir daha düşün. Bu, İsrail gibi stratejik derinliği olmayan küçük bir ülkeye büyük bir macera yaşatmak anlamına gelir. Türk milleti dört bin seneden beri tarih sahnesinde devletli olan bir millettir. Bin seneden beri de Anadolu'daki varlığını sürdürmektedir. Sizin bölgedeki varlığınızın, iki bin sene kesintiye uğradıktan sonra İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra başlayan varlığınızın devamı da bölgede barışı teşvik etmenizden geçer. Herkesle savaşarak, herkesi imha etmeye çalışarak ve çevrenizdeki bütün ülkeleri kan ve gözyaşına boğarak huzur içinde İsrail halkının yaşaması mümkün olmaz. Türkiye özetle Netanyahu'ya çok büyük gelir.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Daha önce muhalif belediyelere yönelik yapılan operasyonlarda bunun inandırıcı olabilmesi için eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'e soruşturma açılması gerektiğini söylemiştiniz. Bugün yurt dışına para aktarma suçlamasıyla Melih Gökçek hakkında bir soruşturma başlatıldı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Sonuçlarını görmem lazım Gökçek'le ilgili soruşturmanın. Yani sabah erken saatte evine baskın yapılsaydı ve gözaltına alınmış olsaydı, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne götürülseydi o zaman bunu anlardık. Derdik ki burada uygulanan hukuk arasında bir fark yok, muhalefete uygulananla. Ama 'Vaktiniz olursa cuma günü şu saatte gelin.' Başlangıçta bir farklılaşma görüyorum. Bu farklılaşmanın sadece şekilsel mi yoksa içerik açısından da mı olacağını önümüzdeki süreçte, soruşturma sonunda göreceğiz.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “siz konuşma yaptığınız sırada kendisini fesheden Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında da Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen bir soruşturma başlatıldı az evvel. Bunu nasıl değerlendireceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Gelelim Ahmet Davutoğlu ile ilgili soruşturma açılmasına. Merakla şimdi izleyeceğim. Ahmet Bey'i de acaba beni lokantada yemek yerken yüzlerce polisle gözaltına almışlardı. Ahmet Bey'i de lokantada yemek yerken veya bir başka yerde yüzlerce polisle gözaltına mı alacaklar? Yoksa Ahmet Bey de olması gerektiği gibi davet üzerine gidip ifade mi verecek?”

Bu haberi paylaş

Yorumlar (0)

İlk yorumu siz yapın.

Bir Yorum Bırakın

Bot Doğrulaması: 0 + 0 = ?
Mobil / Masaüstü Alt Yapışkan Banner