HABERMAX. Meme kanseri, dünyada her yıl 2,3 milyondan fazla kadını etkilerken Türkiye’de de 25 binden fazla yeni vaka görülüyor. Memede veya koltuk altında ele gelen kitle, meme başındaki değişiklikler ve ciltte meydana gelen farklılıklar hastalığın önemli belirtileri arasında yer alıyor. Uzmanlar, erken tanının ve kişiye özel tedavi planlamasının hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor

Memorial Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ramazan Yıldız, meme kanserinin risk faktörleri, belirtileri, tanı yöntemleri ve güncel tedavi seçenekleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.
Meme Kanseri Kadınlarda En Sık Görülen Kanser Türlerinden Biri
Meme kanseri, kadınlarda en sık karşılaşılan kanser türleri arasında yer alıyor. Süt bezlerini veya süt kanallarını oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan hastalık, dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor.
Son yıllarda meme kanseri vakalarının artması, hastalık konusunda toplumsal farkındalığın ve erken tanı çalışmalarının önemini daha da artırıyor. Hastalığın erken evrede tespit edilmesi, tedavi seçeneklerinin genişlemesine ve tedavi başarısının artmasına katkı sağlayabiliyor.
Memede ve Koltuk Altında Ele Gelen Kitleye Dikkat!
Meme kanserinde belirtilerin erken fark edilmesi, tanı ve tedavi sürecinin gecikmemesi açısından büyük önem taşıyor. Uzmanlar, özellikle daha önce bulunmayan değişikliklerin dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.
Meme kanserinin başlıca belirtileri şöyle sıralanıyor:
Memede veya koltuk altında ele gelen sertlik, kitle ya da şişlik.
Meme başında içe çekilme veya şekil değişikliği.
Meme başından olağan dışı akıntı gelmesi.
Meme cildinde kızarıklık, çökme, yara veya portakal kabuğu görünümü oluşması.
Memenin boyutunda ya da şeklinde değişiklik meydana gelmesi.
İki meme arasındaki simetrinin belirgin şekilde değişmesi.
Memede ele gelen her kitlenin kanser anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Kist ve fibroadenom gibi iyi huylu oluşumlar da benzer belirtilere neden olabilir. Ancak yeni ortaya çıkan bir kitle, geçmeyen cilt değişikliği veya olağan dışı meme başı akıntısı fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.
Yaş, Genetik Yatkınlık ve Yaşam Tarzı Riski Etkiliyor
Meme kanserinin gelişiminde yaş, genetik özellikler, hormonal faktörler ve yaşam tarzı etkili olabiliyor.
Özellikle yaşın ilerlemesi, ailede meme kanseri öyküsünün bulunması ve BRCA1 ile BRCA2 genlerindeki bazı kalıtsal değişiklikler risk değerlendirmesinde önem taşıyor. Daha önce meme kanseri geçirmiş olmak veya meme dokusunda bazı atipik hücresel değişikliklerin bulunması da riski artırabilen faktörler arasında yer alıyor.
İlk adet yaşının erken olması, menopozun geç başlaması, hiç doğum yapmamış olmak veya ilk doğumun ileri yaşlarda gerçekleşmesi gibi hormonal ve üreme geçmişiyle ilişkili faktörler de kişisel risk değerlendirmesinde dikkate alınıyor.
Yaşam tarzı da meme kanseri riskiyle ilişkili olabiliyor. Özellikle menopoz sonrası obezite, alkol tüketimi ve fiziksel hareketsizlik önemli faktörler arasında sayılıyor.
Bununla birlikte, bilinen risk faktörlerinin hiçbirine sahip olmayan kadınlarda da meme kanseri gelişebiliyor. Bu nedenle kişisel risk değerlendirmesi ve uygun tarama programlarının takip edilmesi önem taşıyor.
Mamografi, Ultrason ve Biyopsi Tanıda Önemli Rol Oynuyor
Meme kanserinin tanısında fizik muayene ve görüntüleme yöntemleri birlikte değerlendiriliyor. Gerekli durumlarda kesin tanı için biyopsi uygulanıyor.
Mamografi: Meme dokusunun düşük doz röntgen ışınlarıyla görüntülenmesini sağlıyor. Özellikle tarama programlarında ve henüz belirti vermeyen bazı değişikliklerin saptanmasında önemli rol oynuyor.
Meme ultrasonografisi: Ses dalgalarıyla meme dokusunu inceliyor. Kistlerin katı kitlelerden ayrılmasına yardımcı oluyor ve belirli şikâyetlerin değerlendirilmesinde kullanılıyor.
Manyetik rezonans görüntüleme (MR): Özellikle yüksek riskli kişilerde veya bazı şüpheli durumlarda ek bilgi sağlamak amacıyla tercih edilebiliyor.
Dijital tomosentez: Meme dokusunun farklı açılardan üç boyutlu değerlendirilmesine yardımcı olarak üst üste binen dokuların daha ayrıntılı incelenmesini sağlayabiliyor.
Görüntüleme yöntemlerinde şüpheli bir bulgu saptandığında, kesin tanının konulabilmesi için biyopsi gerekebiliyor. Hangi yöntemin kullanılacağına hastanın yaşı, şikâyetleri, meme dokusunun özellikleri ve klinik değerlendirme doğrultusunda karar veriliyor.
Tedavi Hastaya ve Tümörün Özelliklerine Göre Planlanıyor
Meme kanseri tanısının ardından tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde tümörün biyolojik özellikleri büyük önem taşıyor.
Biyopsi örneğinde östrojen ve progesteron reseptörleri, HER2 durumu ve Ki-67 indeksi gibi göstergeler inceleniyor. Hastalığın evresi, lenf bezlerine yayılım durumu, hastanın genel sağlık koşulları ve gerekli görüldüğünde genetik test sonuçları da tedavi planlamasında değerlendiriliyor.
Meme kanseri tedavisinde şu yöntemlerden biri veya birkaçı kullanılabiliyor:
Cerrahi tedavi
Kemoterapi
Hormon tedavisi
Hedefe yönelik tedaviler
Radyoterapi
Uygun hastalarda immünoterapi
Bazı hastalarda ameliyattan önce uygulanan ilaç tedavileriyle tümörün küçültülmesi hedeflenirken, bazı hastalarda ameliyat sonrasında hastalığın tekrarlama riskini azaltmaya yönelik tedaviler uygulanabiliyor.
Tedavi planının genel cerrahi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, radyoloji ve patoloji uzmanlarının birlikte değerlendirmesiyle oluşturulması, hastaya özel yaklaşım açısından önem taşıyor.
Meme Kanseri Ameliyatında Her Zaman Memenin Tamamı Alınmıyor
Meme kanseri tanısı alan her hastada memenin tamamının alınması gerekmiyor. Tümörün büyüklüğü, meme dokusuna oranı ve hastalığın özellikleri uygun olduğunda meme koruyucu cerrahi uygulanabiliyor.
Bu yöntemde kanserli doku, çevresindeki güvenli cerrahi sınırla birlikte çıkarılıyor ve memenin geri kalan dokusunun korunması amaçlanıyor. Uygun hastalarda meme koruyucu cerrahi ile mastektomi arasında uzun dönem sağkalım açısından benzer sonuçlar elde edilebiliyor.
Meme koruyucu cerrahi sonrasında hastalığın özelliklerine göre radyoterapi uygulanması gerekebiliyor. Tümörün büyüklüğü, memede birden fazla odak bulunması, lenf bezlerinin durumu ve genetik riskler cerrahinin kapsamını etkileyebiliyor.
Memenin alınmasının gerektiği durumlarda ise uygun hastalarda meme onarımı, aynı ameliyat sırasında veya daha sonraki bir dönemde gerçekleştirilebiliyor.
Güncel Tedaviler Yaşam Kalitesini de Hedefliyor
Meme kanserinin tanı ve tedavisindeki gelişmeler, hastaların yaşam süresini ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik yeni olanaklar sunuyor.
Hedefe yönelik ilaçlar, modern hormon tedavileri ve uygun hastalarda kullanılan immünoterapi, belirli hasta gruplarında tedavi seçeneklerini genişletiyor. Bazı hastalarda uygulanan genomik testler de kemoterapiden yarar görme olasılığının değerlendirilmesine yardımcı olabiliyor.
Günümüzde tedavinin amacı yalnızca hastalığı kontrol altına almak değil, aynı zamanda hastaların günlük yaşamlarını ve yaşam kalitelerini mümkün olduğunca korumak olarak öne çıkıyor.
Meme Sağlığınızı İhmal Etmeyin
Meme kanserinde erken tanı, hastalığın tedavi seçenekleri ve hastalık seyrinin iyileştirilmesi açısından önemli bir yere sahip. Kadınların memelerinde daha önce olmayan bir değişiklik fark ettiklerinde sağlık kuruluşuna başvurmaları ve yaşlarına, kişisel risklerine uygun tarama programlarını takip etmeleri gerekiyor.
Meme kanserinin belirtilerini tanımak, risk faktörleri hakkında bilgi sahibi olmak ve gerekli sağlık kontrollerini aksatmamak, erken tanı sürecinin önemli adımlarını oluşturuyor.
Unutmayın: Memede veya koltuk altında fark edilen yeni bir kitle mutlaka değerlendirilmelidir. Belirtilerin ortaya çıkmasını beklemeden, yaşınıza ve risk durumunuza uygun tarama programı hakkında doktorunuzdan bilgi alın.
Kaynak: Memorial Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü, Prof. Dr. Ramazan Yıldız’ın bilgilendirmesi.


Yorumlar (0)
İlk yorumu siz yapın.